İLMİN ÖNEMİ
İLMİN ÖNEMİ
‘Bilgi gençlikte dikilen, ihtiyarlıkta meyvesi alman bir ağaçtır.’ Albert Einstein
1) Maddi olarak;
a) Genel anlamda: Bir,, buluş yaptığında bütün insanlığa faydalı oluyorsun. Telefonu, elektriği dünyada bir kişi buluyor, bütün insanlık o buluştan istifade ediyor. Günümüzde örnek olarak; bir hastalığa ilaç bulunduğunda onun patentini bütün dünyaya satabilirsin. Ülkenin adını duyurursun.
b) Özel anlamda: Maddi olarak rahat edersin. Şu anda iş imkânlarını biliyorsunuz. Asgari ücretin ne kadar olduğunu söylemeye gerek yok. Bir doktorla, mimarla, mühendisle, avukatla okumayan bir insanın gelirini ve toplumda bu insanların yaşam standartlarını karşılaştırın. Okursan insanların yanında yerin daha farklı olur. Bununla ilgili
yaşanmış bir olayı anlatmak istiyorum: Oyunumuzu Tamamlayalım
Mervani Meliklerinden Velid, Abdullah ile satranç oynadığı sırada kapıcı gelip:
- Efendim, ulu bir kişi geldi; sizinle görüşmek istiyor! demiş. Hemen satrancı saklamışlar ve söz konusu kişiyi içeriye davet etmişler.
Gelen şahsın başında kocaman bir sarık varmış. Sakalı uzun olan bu şahıs, ilk görünüşte, insanda, takva ve ilim sahibi bir intiba bırakıyormuş. Az sonra da şöyle demiş:
- Ben savaştan geliyorum, sizi de ziyaret edeyim dedim. Velid şu soruyla başlatmış aralarındaki sohbeti:
- Ezbere biliyor musun Kuran-ı Kerim'i?
- Hayır.
- Ezberinde hadis-i şerifler itfar mı?
- Hayır.
- Peki herhangi bir âlimin bilgilerinden, herhangi bir şairin şiirlerinden ezberlediklerin var mı?
- Hayır.
- Hikmetli bir söz veya olay bilir misiniz?
- Hayır, bunlara karşı bir ilgim olmadı.
Velid bu sorulardan aldığı cevaplardan sonra Abdullah'a şöyle demiş:
- Abdullah, getir satrancı, biz oyunumuzu tamamlayalım. Yanımızda utanılacak birisi yok.
Osmanlı döneminde yeni asker olan bir genç savaşa giderken padişahın bir kişinin karşısında hürmetle durduğunu görünce, beyninde şimşekler çakar. Kendi kendine şöyle düşünür: ‘Ben, şimdiye kadar bu topraklarda en üstün, en büyük kişinin padişah olduğunu bilirdim; ama şu anda gördüğüm gibi padişah bir kişinin karşısında el pençe divan duruyor. Acaba padişahtan daha üstün olan kişi kim?’ Arkadaşlarından birine bunun kim olduğunu sorar. (Şu anda ismi aklıma gelmedi.) Arkadaşı da ‘Zamanımızın en büyük âlimlerinden biridir. Padişahımız her zaman bu zatın karşısında el pençe divan durarak, çok büyük değer verdiğini ifade eder. Devlet için ne söylerse yapar.’ diyerek bilgilendirir. Genç asker bu andan itibaren askerliği bırakıp ilim öğrenmeye başlar, zaman gelir zamanın sultanı kendisine saygı gösterir.
Aziz Mahmut Hüdai Hazretleri'nin de hayatı biraz buna benzemektedir.
Bir kilogram demirin fiyatı, 1 YTL bile değil. Aynı demiri, ilminle araba motoruna çevirirsen, 100 YTL olur. Uçak motoruna çevirirsen, 1000 YTL olur. Teknoloji için, ilim için çalışmamış olan bizim insanımız, beş-on dönüm bahçesine, yaz kış demeden bir yıl boyunca çoluk çocuğuyla bakar. İlacını verir, toprağını sular, dibini kazar, uçlarını budar daha ne kadar işlemleri varsa hepsini binbir zahmetle yerine getirir. Herhangi bir doğal afet olmazsa, (Soğuk vurmaz, sıcak yakmazsa) elde ettiği biı kamyon ürünü tüccar aracılığı ile Avrupa'ya gönderir ve karşılığında birkaç bin YTL alır. Belki de bahçeye ettiği masrafı geri alamayacaktır.
Fakat ilme, teknolojiye önem veren insanlar, bir ailenin bir yıl boyunca soğuk ve sıcakta çalışarak elde ettiği ürünün karşılığında; klimalı salonlarda birkaç saatte ürettikleri bir kutu cep telefonunu göndermektedirler. Ya da senin 10 tır ürününe karşılık, bir araba gönderir. Artık günümüzde Avrupa kaportayla da uğraşmıyor. Örnek olarak: Çamaşır makinesinin dış tenekesini bize yaptırıyor, beynini kendisi yapıyor.
Günümüz teknoloji ve bilgi çağı... 1970 yılında, İstanbul limanına gelen büyük yük gemilerini, 205 işçi, 5 günde ancak boşaltırken günümüzde böyle bir gemiyi, iki kişi 8 saatte boşaltabiliyor. Artık hamallara gerek yok, beyne gerek var. Hem de öyle beyinler ki devamlı kendini geliştiren beyinlere ihtiyaç var. Bili Gates bu konuda şunu söylüyor: ‘Önümüzdeki üç yıl içinde şu anda ürettiklerimizin hepsi kullanılmaz hale gelecektir. Bizim için önemli olan şudur: Onları biz mi kullanılmaz hale getireceğiz, başkaları mı?’ Bili Gates'e göre önemli olan kendi şirketi. Biz devamlı yeni buluşlar peşinde koşalım ki şu anda ürettiğimiz bir ürünü alan kimse, üç yıl sonra atsın yeniden bizden yeni ürünümüzü alsın.
Eğer başkası bunları kullanılmaz hale getirmişse, demek ki kendi şirketi geride kalmış ya da silinmiştir.
2) Manevi olarak
İslam, ilme çok büyük değer veriyor. Bu konuda aktarılan hadis-i şeriflerden birkaçını size aktarayım:
‘Beşikten mezara kadar ilme muhtacız.’
‘ İlim Çin'de de olsa gidip alınız.’
‘Alimin mürekkebi, şehidin kanından üstündür.’
‘Kim ilim yolunda ölürse, peygamberlerle aralarında ancak nübüvvet farkı olarak Allah'a kavuşur.’
‘Âlimin uykusu, cahilin ibadetinden üstündür.’
‘Ya ilim öğrenin ya öğretin ya da bunlara yardımcı olun, bunları sevin.
İlim konusunda çok fazla ayet-.i kerime vardır. İlk ayet ‘Oku’ diye başlar. Bunlardan birkaçı: ‘Hiç bilenlerle bilmeyeler bir olur mu?’ ‘Ancak âlimler Allah'tan daha çok korkarlar.’
Bütün bunları düşünüp ezeli mükâfata kavuşmak, O'nun rızasına nail olmak için gece gündüz durmadan ilim merdiveninin basamaklarına tırmanmalıyız. Biz ilim yolunda son nefesimize kadar çalışmalıyız ki Müslümanlar Batı karşısında bu kadar acze düşmesinler.
Şunu aklınızdan çıkarmayın: ‘Dünya müminler için cehennem, kâfirler için Cennettir.’ (Hadis-i Şerif) Bununla ilgili yaşanmış bir olay anlatmak istiyorum:
Abdülkadir Geylani Hazretleri, manevi yönden zengin olduğu gibi maddi yönden de zengin bir insanmış. İlim sahiplerine özenilsin diye bu zenginliğini halka gösterirmiş. Bir gün pahalı kıyafetler içerisinde, ihtimamla hazırlanmış safkan bir Arap atı üzerinde talebeleriyle birlikte ihtişamla ilerlerken, hamal kılığına girmiş bir papaz, atın önüne gelerek: - Ey imam, sizin Peygamberiniz ‘Dünya müminler için Cehennem,
kâfirler için Cennet.’ diyor. Ben Hristiyan bir hamalım, kıyafetime
yaşantıma bir bak! Sen ise müminsin bir de senin durumuna bak!
Bu hadiste bir yanlışlık yok mu?
Abdülkadir Geylani Hazretleri şöyle der: Senin mantığına göre çelişki var. Yanıma yaklaş, (Biraz yaklaşır.) İyice yaklaş. (Sağ kolunu kal-
Başarı Yolunda Gemileri Yakmak
dırarak gömleğinin yeninin içinden ileri doğru bakmasını ister. Hamal yaklaşır ve bakmaya başlar.) Evet, gördüklerini söyle. Senin gördüğün yere göre ben şu anda Cennet'te miyim yoksa Cehennem'de miyim?
Hamalın gördüğü manzarada Abdülkadir Geylani Hazretleri Cennet'te çok lüks bir yerde bulunmaktadır. Etrafında binlerce hizmetçi emrine amade beklemektedir. Bütün bunları gören hamal: ‘Ey İmam! Sen bu manzaraya göre dünya denen cehennemde yaşıyorsun...’ der.
Bu sefer sol kolunun yeninin içinden bakmasını ve gördüklerini anlatmasını ister. Hamal gelir, bakmaya başlar. Daha o anda korkunç bir çığlık atar ve bayılır. (Kendisini Cehennem'in azgın ateşlerinin arasında feryat-figan ettiğini görür.) Ayıldığmda Abdülkadir Geylani Hazretleri sorar: - Gördüklerine göre, sen şu anda Cennet'te mi yaşıyorsun yoksa
Cehennem'de mi yaşıyorsun Papaz Efendi?
Papaz, hamal olmadığını anlayan ve kendisine bu halleri yaşatan Abdülkadir Geylani Hazretleri'nin dinine girer.
Bir radyo programında dinlemiştim: ‘Bizim hedefimiz Cenabı Allah'ın rızasını kazanmaktır. Yani bu dünya cehenneminde, uzun boylu dinlenmeye zaman ayırmaya hakkımız yok. Biz bu fani dünyaya bir daha gelmeyeceği- Bundan dolayı, bu hayatı çılgınca yaşamalıyız. Çılgınca, delicesine kumbaramıza sevap biriktirmeliyiz ki öbür tarafta fazla pişman olmayalım.’ Çünkü öbür tarafta herkes pişman olacaktır. Kafirler ‘Niçin iman etmedik?’ diye pişman olacaklar. Hatta arafatta hayvanların toprak olduklarını, cehenneme gitmeyeceklerini görünce ‘Keşke biz de dünyaya hayvan olarak gönderilseydik...’ diyeceklerini Cenabı-Allah Kuran-ı Kerim'de bildirmektedir. Müslümanlar da Cennet'te bir üst seviyedeki arkadaşlarına bakınca ‘Keşke biraz daha gayret etseydik.’ diye pişman olacaklardır.
Bir Allah dostuna iftira atarak hapse girmesine neden olurlar. Suçsuz olduğu iki ay sonra anlaşılınca bırakılır. Sevenleri ‘Biraz evinizde dinlenseniz.’ dediklerinde onlara şu manidar cevabı verir: ‘Bir yere belli saatte ulaşması gereken bir şoförün kullandığı arabanın tekeri yolda patlasa, şoför tamir edip yoluna devam ettiğinde, aradaki zaman
farkını kapatmak için daha hızlı gitmek isteyecektir. Bırakın dinlenmeyi, bizim de orada geçirdiğimiz zamanı telafi etmemiz gerekir.’
‘Dünyada rahatın azı da, çoğu da yoktur.’ (Hadis-i Şerif) Bundan dolayı rahat etmeyi bir kenara bırakarak bütün gayretimizle çalışıp, çabalamalıyız. Yukarıdaki örneğe benzeyen bir örnek daha anlatılır: Bir Allah dostu ömrünün son yıllarında sık sık hastalanınca, etrafındaki sevenleri: - Hocam artık dinlenseniz, sağa sola koşturmasanız, der.
Ve Allah dostu şu cevabı verir:
- Evladım, koşucu koştuğu mesafeyi bitirmek üzereyken, yarışmayı bırakır mı, yoksa son gücünü toparlayıp depar atarak diğerlerini geçmeye mi çalışır!
Ne demiş atalarımız: ‘Eşek Ölür semeri kalır, insan ölür eseri kalır.’ Bir eser bırakmadan bu dünyadan çekip gidersek, eşeğin karşısında dahi mahcup oluruz. Çünkü o bir semer bırakıp ayrılmıştır bu dünyadan. Ondan sonra kalan arkadaşları bu semeri kullanabilirler. Bu zamanda ölen bir insanın geride kalan kıyafetlerini artık kimse kullanmak istemiyor.
DERLEYEN... (EDİTÖR)
İletişim:bilgi@sayginnlp.com
Bu makale şu konularla ilgili olabilir :ilim nedir -
ilim -