Potansiyeliniz
Potansiyeliniz
Sevdiğiniz insanlar, sağlığınız, işiniz ve sahip olduğunuz her şey için minnettar olmalısınız. Çünkü her ne kadar şu anda bulunduğunuz yerden hoşnut olmasanız da, sizin yerinizde olmak isteyen milyonlarca insan var. Asgari ücret mi alıyorsunuz? İşsiz olan insanlar var. İşiniz mi yok, sokakta yaşayan insanlar var. Doğru dürüst ayakkabınız mı yok? Ayağı olmayan insanlar var. Kilo probleminiz mi var? Şu anda ölümle pençeleşen insanlar var. Beş kilo fazlanız mı var? Yirmi kilo fazlası olan insanlar var. Çocuğunuz sizi çileden mi çıkarıyor, ödevlerini mi yapmıyor? Çocuğunu kaybeden insanlar var.
Dünyada 1,5 milyar insanın üzerini örtecek bir çatısı yok. 4,5 milyar insanın günlük geliri bir doların altında. Ülke olarak, kendimizi Amerika ve Batı Avrupa ülkeleriyle karşılaştırırız sürekli olarak. Girmek istediğimiz yönü oluşturmak için gerekli olabilir. Ama her ne kadar şikayet etsek de, ne kadar daha iyi durumda olabileceksek de, dünyadaki birçok ülkeye ve dünya nüfusunun büyük bir kısmına göre oldukça iyi durumdayız.
Eskiye göre daha iyi evlerde oturuyoruz. Daha iyi arabalar kullanıyoruz. Daha çok kazanıyoruz. Her şey gerçekte daha iyiye gidiyor. Peki neden daha mutsuzuz? Neden hiçbir şeyden zevk almıyoruz, neden bu kadar tatminsiziz? Neden şükretmiyoruz, sahip olduklarımızın farkına varamıyoruz? Sahip olmadıklarımızın kaydını tutmak yerine, neden sahip olduklarımızın kaydını tutmuyoruz?
Minnettar olmak, daha fazlasını istememek mi demektir? Hayır. Bugün bulunduğunuz yer için minnet duyup daha fazlası için çalışabilirsiniz. Bulunduğunuz yer arzu ettiğiniz yer olmasa da, sizin pabuçlarınızda olmak isteyen insanların olduğunu fark edip durumunuza şükretme-lisiniz.
Elinizdekilerin değerini bilmek, daha büyük fırsatlara giden bir sonraki kapının açılması için gerekli olan anahtardır. Sahip olduklarınıza karşı tavrınız nasıl? Ya da bir adım geriye gidelim; nelere sahip olduğunuzun farkında mısınız?
Şu anda sahip olduğunuz her şeyi göz önüne getirin ve sonra da bunları teker teker kaybettiğinizi düşünün. Sevdiğiniz insanlar, saygınlığınız, işiniz, sağlığınız, eşyalarınız, arabanız, eviniz ve aklınıza gelebilecek irili ufaklı her
şeyi kaybettiğinizi düşünün. Neler hissederdiniz? Ama gerçekte kaybetmediniz, halen onlara sahipsiniz. Şimdi ne hissediyorsunuz? Hayatınızda minnettar olmanız gerekenlerin ne olduğunun farkına vardınız mı? Arabanıza iyi bakın, temiz tutun. Belki diyeceksiniz ki, 'Benim arabam öyle şık bir araba değil.' Hurda araç indirimine girdiğinde daha fazla para edecek olması önemli değil. Daha fazlasına sahip olman için önce elindekine iyi bakman gerekiyor, sahip çıkman, değerini bilmen gerekiyor. Çünkü bunu yapmadan daha fazlasına sahip olamayacaksın. Daha fazlasını elde etmeye hazır olmayacaksın.
Ciddi bir trafik kazası geçirdiğinizi düşünün. Hastanede kendinize geldiğinizde bir bacağınızı kaybettiğinizi fark ediyorsunuz. O an neler hissederdiniz? Bacağınıza tekrar kavuşmak için neler vermezdiniz?
Sağlığınız nasıl, vücudunuza iyi bakıyor musunuz? Sağlık olmadan hayatın tadına ne kadar varabilirsiniz? İki gözünüzü neye feda ederdiniz? 20 milyara mı, yoksa 100 milyara mı? Peki ya bacaklarınızı? Aslında her birimiz büyük bir servete sahibiz. Ama vücudumuzun ve sağlığımızın kıymetini bilmiyoruz. Vücudumuza zarar verecek şeyler yaparız, kötü alışkanlıklar ediniriz. Perdelerimize gösterdiğimiz özeni cildimize göstermeyiz. Vücudunuza iyi bakın, değerini bilin.
Çoğumuz yaşamı erteleriz. 'Bayramdan sonra, hele bir kışı çıkartalım, yeterince zamanım olduğunda, üniversiteyi bitirdikten sonra, işe girdikten sonra, işten çıktıktan sonra, çocuk okula başladıktan sonra, emekli olduktan sonra.' deriz. Neyi bekliyoruz? Hayatı hissetmek, yaşamdan zevk almak için daha ne kadar beklememiz, daha nelerin olması gerekiyor?
Hayatımızı bekleyerek geçirmemiz ne kadar acı. 'Şu olursa, mutlu olurum.' dediğin sürece o dediklerin gerçekleşmez. Gerçekleşse bile mutlu olman için başka şartlar öne sürersin. Mutlu olmak için bir şeyleri beklemek zorunda değilsin, hayatının her anından mutlu olabilirsin.
Nede'n sürekli kendine işkence çektirip duruyorsun, kendine nefes aldırmıyorsun? Biraz olsun sakinleş, hayatında yaşadığın karmaşanın ve koşuşturmanın içinden sıyrıl. Bir adım geri çekil, kendine ve hayatına daha geniş bir perspektiften bak. Hayatının en önemli öğesi sensin. Dünya bir yana, sen bir yana. Önemli olan sensin, bankada kaç paran olduğu değil. Önemli olan sensin, yaşadığın ev, giydiğin kıyafetler değil. Sen olmazsan, hiçbir şeyin anlamı yok. Sen olmazsan, hiçbir şeyin değeri yok. Elinden gelenin en iyisini yapıyorsun. Gereken mücadeleyi veriyorsun ve vereceksin de. Ama kendinle mutlu ve barışık olmayı öğrenmelisin. Sen sen olduğun için, o anda elinden gelenin en iyisini yaptığın için.
Mutsuzsanız, belki de başkaları için bir şey yapmıyorsunuzdur. İnsanları dinliyor musunuz? Onlara yardım ediyor musunuz? Sürekli kendinizi düşünerek hayat size mutluluk vermeyecek. Başkalarına yardım etmek
için ne yapıyorsunuz? Yapımız gereği hepimiz benciliz. Maalesef insanın yapısı 'Hep ben, hep bana!' düşüncesine çok yatkın. Bu yüzden etrafımızda yardım edebileceğimiz insanları göremiyoruz.
Sahip olduklarınızı paylaşın. Paylaştıklarınızın maddi değeri önemli değildir. Önemli olan kalpten verilmesidir. Bir gün parkta otururken, sokaktan çöp toplayarak geçimini sağlayan gençler beni sofralarına davet ettiler. Peynir ekmek ikram ettiler. Oranın şeref misafiri gibi hissettim kendimi. Öte yandan başka bir davette, zenginlik içerisinde yediğim yemekte kendimi fazlalık gibi hissettim.
Minnettar olursanız, paylaşırsınız, yardım edersiniz. Çünkü hayata inanırsınız. Sizin ve ailenizin ihtiyaçları karşılanacaktır. Hayattan korkmazsınız, hayata güvenirsiniz. Karşılık beklemeden paylaşırsınız. Evrenin yasalarına göre de yardımlarınız size fazlasıyla geri döner, tahmin edebileceğinizden çok daha fazla bir şekilde. Aynı kişiden olmasa da, hemen olmasa da, fazlasıyla geri döner.
Mahallenizdeki marketlerde alışveriş yapan emekli insanları belki fark etmişinizdir. Çoğu oldukça kısıtlı bir bütçeyle alışverişlerini yapmaya çalışırlar. Bir gün alışveriş yaparken, manav reyonunda yaşlı bir hanım dikkatimi çekti. Erik paketleri başındaydı. Bir paketi eline aldı, sonra bıraktı. Tekrar aldı ve sepetine koydu. Biraz duraksadıktan sonra, erik paketini alıp reyondaki yerine koydu ve oradan uzaklaştı. Çok etkilenmiştim. Görünüşünden ve sepetinde-kilerden maddi olarak sıkıntıda olduğu belliydi. Bu bana çok dokunmuştu. Yüzünde sanki, 'Acaba hayatta olduğumu fark eden var mı?' ifadesi vardı. O erik paketini de aldım. Kasayı geçtim ve gelmesini bekledim. Yaşlı bayan da kasadan geçti. 'Teyzeciğim bunu size aldım.' dedim. O iki göz, hüzünle gözlerimin içine baktı. Dört beş saniye sürdü bu. Gözünden bir damla yaş aktı. O dört beş saniye içerisinde gözlerinden yoğun bir sevgi akışı hissettim. Bir şey söylemedi. Bende söylemedim. Boğazımda bir şeyler düğümlenmişti. Herhalde tek kelime etsem, ağlayacağımı bildiğimden bir şey söylememiştim.
Eve gittiğimde, benim de gözlerimden yaş geldi. Kendimden utanmıştım. Fazla mı hırslıydım? Bu olay bana yeni bir perspektif oluşturmuştu. O günlerde yaşadıklarımdan, içinde bulunduğum şartlardan sıyrılmak için çabalarken, sahip olduğum zenginliğin farkına varamamıştım. Elimdekilerin kıymetini bilmiyordum. Şimdi de daha iyisi i-çin çalışıyorum, ama sahip olduklarımı da gözümün ö-nünde tutmaya çalışıyorum.
İstediklerine neden bir türlü ulaşamadığını anlaya-masan da, güvenmelisin. Her şeyin sana bir sebeple ve hayatını zenginleştirmek için yollandığına inanmalısın. Yaşadığın zorlukların her biri ardına gizlenmiş hazineyi bulmaya çalış.
Hayatımızda hiçbir zorluk yaşamamış olsaydık, nasıl ruhsuz insanlar olabileceğimizi düşünebiliyor musunuz? Hayatlarında hiç mücadele vermemiş, zorluk yaşamamış, her istediği önüne konulmuş ve başkalarının kanatları altında yaşamış insanların ne kadar zayıf olduklarını belki
fark etmişinizdir. Ruhsal zenginliğe sahip değillerdir. Hayatla yüzleştiklerinde büyük bir bocalama yaşarlar.
Bütün gelişmeler, gerekli şartların bir araya gelmesiyle başlar. Sizin de daha fazlasına sahip olmanız için gereken şart, elinizdekilerin farkına varmak ve kıymetini bilmektir.
Minnettar olmadığınızda, başarılı ve istenebilecek her şeye sahip olsanız bile, içinizde kocaman bir boşluk hissedersiniz. Para, arkadaşlıklar, güç ve saygınlık bu boşluğu doldurmaya yetmez. Huzura hasret kalırsınız. Mutluluğu hep dışarıda ararsınız. Ama o her zaman kendi içinizde. Onu yanlış yerde aramayın.
Bu dünyada milyarlarca insan yaşadı, adlarını bile bilmiyoruz. Birkaç günlüğüne buradasın. Ondan sonra gideceksin. Hayatın elinin altından kayıp gidiyor. Hayat kısa. Hayatını umutsuzluk içinde, kendine acıyarak ve şikayet ederek geçirme. Elinden gelenin en iyisini yap ve hayata inan.
DERLEYEN... (EDİTÖR)
İletişim:bilgi@sayginnlp.com