NLP'NİN İLKELERİ
NLP'NİN İLKELERİ
Tereddüt edenin Sözünü keserler. Franklin Jones
NLP diğer disiplinler gibi bazı ilkeler, ön kabuller ve prensipler üzerine kurulmuştur. Bu prensipler NLP'nin özünü oluşturmaktadır. NLP'nin daha iyi anlaşılması için bunların iyi bilinmesi gerekmektedir. Bu prensipler ne doğrudur ne de yanlış. Yalnızca NLP'ye özgü kabullerdir. Ve eğer bunlar doğru varsayımlar olarak alınırsa kullanan bireylere son derece faydalı olmaktadırlar.
Diğer disiplinlerde de teori üretmeden önce ön kabuller ortaya koyulur. Bu ön kabullere göre ilkeler ve prensipler oluşmaktadır. Örneğin Afrika'da havalar hep sıcaktır diye kabul edersek bu pek doğru olmaz; ara sıra soğuk havalar olabilir. Ama biz biliriz ki, Afrika'da havaların sıcak olduğunu bilmek bize yarar sağlayacaktır.
İkinci bir örnek: Ahmet iyi insandır diye kabul ettiğimizde Ahmet'in her zaman iyi olduğunu düşünmek doğru değildir; ama kabul etmek gerekir ki Afrika'da havaların genellikle sıcak olduğunu bilmek bize yarar sağlayacaktır.
Dolayısıyla NLP ilkelerini de, NLP'yi anlamak ve performans geliştirmek açısından ortak kabulle olarak almamızda fayda vardır. Bazı NLP ilkeleri aşağıda verilmiştir:
NLP Harita Bölgenin Kendisi Değildir
Zihinsel haritamız dünyanın kendisi değildir. Biz dünyayı 5 temel duyu organımızla algılarız. Gördüğümüz, duyduğumuz, hissettiğimiz, kokladığımız ve tattığımız her şeyi şekillendirir, anlamlandırır ve etiketleriz. Sonra da onları belirli sıralarda kullanarak iç ve dış deneyimlerimizi oluştururuz.
Görmediğimiz, duymadığımız, hissetmediğimiz, tatmadığımız, koklamadığımız herhangi bir şey bizim için anlam ifade etmez. Yeni şeyler ancak daha önceki bilgilerin ışığı altında bizim için anlam taşımaya başlar.
Dünya değişmez, ama bizim düşüncelerimiz, kabullerimiz, inançlarımız sürekli değişmektedir. Kesin doğruyu bilmediğimiz bir dünyada yaşıyoruz. Henüz yaşamanın anlamını tamamen çözmüş değiliz. İç ve dış algılarımızın uyuşması doğruyu daha da geçerli kılacaktır. Bu yüzden hepimizin dünyayı ve yaşamı anlama haritası başka başkadır ve herkesin haritası kendi gerçeği olmaktadır. Her birimiz bir şeyi kendimize göre algılarız ve şekillendiririz; bizim için doğru o olur.
Aynı şeyleri bile farklı şekilde görmek mümkün ve doğaldır. Okuduğum NLP kitaplarının hemen hepsi NLP olmasına rağmen başka türde ve başka anlayışta yazılmışlardır. Dolayısıyla algıladığımız her şey doğrunun, evrenin dış ya da iç dünyamızın aynısı değil, onun sözel, görsel ve dokunsal temsilleridir ve bize göre anlamlıdır. Zihnimizin anlamlandırdığı bu temsillere orjinalinin aynısı gibi tepki göstermekte ve öyleymiş gibi algılamaktayız. Örneğin Türkiye haritası Türkiye'nin kendisi değildir, TV'de gördüğümüz olaylar gerçeğin film olarak ekrana yansıması olduğu halde duruma göre ekrandaki görüntüye gerçekmiş gibi duygusal tepkiler göstermekteyiz.
Bunun böyle olması olayları anlama ve değerlendirme, başkalarının değer yargılarını anlama ve iyi iletişimde bulunabilme, değişme, ilerleme ve gelişme açısından son derece önemlidir. Çoğu zaman olayların farkına varmak, bunalım ve depresyondan kurtulmak, büyümek, olgunlaşmak; olaylara başka açılardan bakabilmenin, yani onları değişik haritalardan görmenin sonucudur. Harita gerçeğe ne kadar yakınsa o kadar gerçek ve doğru olacaktır.
Sarhoş taklidi yapan bir komedyenle gerçek bir sarhoş arasındaki farkı yanlarına yaklaşmadan ve koklamadan anlayamayız. Bazen insanlar bizi öyle kandırmaktadırlar ki biz hangisi gerçek hangisi sahte anlayamayız.
Çoğu zaman insanların bizi yanlış değerlendirmesi haritayla bölgenin karışmasının sonucudur. Biz bir şey söylerken insanların başka birşey anlaması yine buna örnek verilebilir. Bazı insanlar dünyayı oyun yeri olarak algılarken bazıları savaş alanı, bazıları cennet, bazıları cehennem olarak görür; bazıları geleceği parlak bulurken bazıları karanlık bulmaktadır. Bunun nedeni ise aynı yaşamı herkesin farklı haritalarla değerlendirerek, kendisine göre doğruyu oluşturmasındandır.
İnsanlarla bu konuda tartışmak anlamsızdır. Herkes kendi haritasıyla doğrularını ve inançlarını oluşturduğuna göre herkes kendine göre doğrudur. Gerçek ise başkadır. Her kendine göre doğru olan gerçeği de yansıtmaz.
Etrafımıza baktığımızda anlaşmazlıkların ve kişisel savaşların, farklı haritaların farklı yansımalarıyla çıktığını görürüz. NLP, değişim ve gelişim süresince "Harita bölgenin kendisi değildir" ilkesini savunurken olaylara değişik açılardan bakmayı, çözümler üretmeyi, gerçeğe yaklaşmayı hedeflemektedir.
Her Davranışın altında Olumlu Bir Niyet Vardır
NLP davranışlarımızla niyetlerimiz arasındaki farka dikkat çekerek iyi ya da kötü olarak sınıflandırılan her davranışın aslında bir nedenden kaynaklandığını söylemektedir.
En azılı katillerin bile davranışlarının özünde kendileri için bir iyi niyet vardır. Geçen senelerde çivici olarak adı çıkan ve bir kaç kişiyi öldüren kişiye bunları niçin yaptığı sorulduğunda, kendisine göre kötü insanları ve şeytanları yok ederek çevresini kötülüklerden kurtardığını söylediğini gazetelerden okumuşsunuzdur.
İnsanlar kendilerine göre nedenlerden dolayı yardımlar yapmakta, vakıflar kurmakta hatta örgütlenmektedirler.
Gerçekte herhangi bir şeyin arkasındaki olumlu nedeni nasıl bulabiliriz? İyi niyetle kötü niyet arasındaki fark nasıl anlaşılır?
Bunu anlamanın en basit yolu doğru cevabı alana kadar soru sormaktır. Sorulardan bazıları "Bu davranışla ne yapmayı amaçlıyorsun? Bu davranış sana ne kazandırıyor?" olabilir. Bu sorulara verilen cevaplar niyetle davranışlar arasındaki farkı ortaya koyacaktır.
Örneğin sigara içmenin bile bir mantıklı açıklaması olmamasına rağmen milyonlarca insan sigara içmektedir. Ben sigara içmediğim için düşünürüm, insanlar sigarayı nasıl sevebilirler diye. Daha bir sigarası bitmeden ötekini yakan bir çok insan tanıyorum. Son derece kültürlü ve mesleki açıdan da saygın yerlerde bulunan bu insanların eğer geçerli nedenleri yoksa sigara içmeyeceklerini düşünüyorum. O halde sigara içmenin, mantık boyutundan çok daha öte bir açıklaması, niyeti vardır.
Kişisel gelişim ve problemler açısından niyetler önemlidir. Eğer bir insan ukala ise ve çevresine bilgiçlik taslıyorsa belki de bu, kendisiyle uyum sağlayabilmek için iç dünyasında kendi varlığını olumlu algılama çabasının bir neticesidir.
Bunun anlamı herkesi haklı çıkarmak ve kişinin yaptıklarına mazeret aramak değildir. İnsanların davranışlarını ve neyi niçin yaptıklarını anlamak ve olaylara onların gözüyle bakmak (empati) için önemlidir.
Eğer insanların davranışları altında yatan niyet bilinirse birçok olumsuz durum engellenebilir. Önemli olan iyi niyetlerdir. Fakat iyi niyetler her zaman işe yaramaz. Niyeti bilinçlendirerek davranış haline getirmek gerekir.
Bundan başka, insanları ve performansları değerlendirmek açısından davranışla niyeti ayırmak gerekir. Her niyet olumlu değildir. Çalışmak isteyen fakat çalışamayan öğrenciyle çalışan ve çalıştığını gösteren öğrenci bir değildir. Konuşmak ve eleştirmekten başka bir iş yapmayanla doğru işler yapan bireyler arasında fark vardır. Değişim ve gelişim bir niyet işi değil, bir davranış ve disiplin işidir ve başarının, mutluluğun temelidir.
Her Deneyimin Bir Yapısı Vardır
Bir düşünün, bugün neler yaşadınız? Yaşadığınız bir olayı bana anlatın desem ne yaparsınız? Söze nasıl ve nereden başlarsınız?
Yaşadığınız olayın hepimiz için bir anlamı vardır ve olumsuz da olsa bir takım duygu, düşünce ve hareketlerin toplamından oluşmuştur. Dolayısıyla her eylem ve düşünce bir dizi sistemi ve yapıyı içermektedir.
Hayran olduğunuz insanlara bir bakın, neyi nasıl yapıyorlar, nasıl yürüyorlar? Nasıl konuşuyorlar? Vücutlarını
nasıl kullanıyorlar? Sözleri, kelimeleri nasıl ve hangi tarzda söylüyorlar?
Siz de aynen onlar gibi söyleseniz, yürüseniz, konuşsanız, vücudunuzu kullansanız ne olur? Size göre güçlü olmayan ve zayıf insanlar nasıl konuşuyorlar, nasıl davranıyor, nasıl yürüyor, vücutlarını nasıl kullanıyorlar nefes alışları, ses tonları nasıldır?
Dikkat ederseniz güçlü ve zayıf insanların ortaya koyduğu davranış ve tavırlar bir dizi ardışık duygu, düşünce ve eylemin sonucudur. Eğer duygu, düşünce, eylemin anlamı değişirse ortaya konan sonuç da değişecektir.
Dolayısıyla her olayın, her deneyimin bir yapısı vardır. Eğer sizin için değişiklik ye gelişim önemliyse, davranışlarınızı ya da düşüncelerinizi değiştirin: Birinden birinin değişmesi diğerini de değiştirecektir.
NLP ile değişim, anında olur ve irade gerektirmez. Davranışları geliştirmek için aylara, yıllara gerek yoktur. Olmasını istediğiniz gibi davranmaya başlayın ve bunu devam ettirin. Koşullara kendinizi hazırlayın, hemen değişeceğinizi göreceksiniz? Değişmek için neden beklemek zorunda kalasınız. Aslında değişim anında olur, değişmeye karar vermekse zaman alır. Çoğu kimse bu kuralı karıştırır. Davranış ya da düşünüş tarzınızı değiştirirseniz ortaya koyacağınız performans da kendiliğinden değişecektir.
Zihin ve vücut aynı sistemin parçalarıdır
Düşüncelerimiz vücudumuzu ve kaslarımızı etkiler. Ne düşünüyorsak bilinçli ya da bilinçsiz olarak bedenimizde yansıtırız. Bilinçli davranışlarımızın oranı % 10'dur. Bilinçsiz davranışlarımız ise % 90 gibi yüksek bir orana denk gelmektedir. Dolayısıyla zihnimizde ne düşünüyorsak vücudumuz o konumu alacaktır. Vücudumuz ne durumdaysa, o an zihnimiz de aynı oranda hareket edecektir.
Kızgın olduğumuzda gülmek zordur. Eğer gülersek a-cayip bir şekilde sinirden güleriz. Eğer kahkahalarla gülüyorsak, vücudumuz gevşek ve zihnimiz açıktır. Ve aralarında sinerjik bir ilişki vardır. Kızgın olduğumuzda da yine kaslar gerilecek, zihin karışacak ve hiç ummadığımız değişik davranışlar ortaya konacaktır.
Dolayısıyla zihnimizdeki atmosferi değiştirmek ortaya koyacağımız davranışları değiştirmektir. Eğer kolları gevşetmeyi öğrenmişsek, zihnimiz sakinleşecek ve iç huzurumuz gelecektir. Zihin ve vücut birbiriyle ahenkli çalıştığında bireye güvenli ilişkiler kurmada kişisel bütünlük kazandırmaktadır.
Eğer iç huzurumuzu sağlarsak, bu kendimizle olumlu iletişim kurarak iç uyum yarattığımız anlamına gelir. Fiziksel uyumumuz ise vücut açısından sağlıklı olacaktır. Zihinsel ve fiziksel uyum, bizi iç huzura ve sağlıklı bir yaşama götürecektir.
Eğer Birisi Bir Şey Yapıyorsa, Herhangi Birisi de Onu Yapmayı Öğrenebilir
1950'lerde insanlar kayak yapmayı ancak yetenekli insanların becerisi olarak kabul ediyordu. Yalnız kayak değil, birçok beceri gerektiren işler hep böyle algılanmıştır. Bugün yeteneğin, önemli olmakla beraber her şey olmadığı ispatlanmıştır. Yetenekli doğup yeteneklerinin farkında olmadan yaşayan sayısız insan vardır. Bununla birlikte yetenekli olmayıp, doğru teknikleri uygulayarak muhteşem sonuçlar ortaya koyan insanlar da vardır.
Başarı ve mutluluk kimsenin tekelinde değildir. İsteyen ve karşılığını ödeyen herkesin olabilir. Yetenek ve diğer imkanlar avantaj sağlamakla beraber uzun dönemde süreklilik açısından pek önem taşımayabilir.
Evrende sınır yoktur. Tek sınır insanların zihinlerindedir. Reklamlardaki sloganı kullanırsak, başarılanınız ancak hayal gücümüz kadardır. NLP, bize modelleme yaparak başarıya ulaşabileceğimizi, insanların ortaya koyduğu sonuçları üretebileceğimizi öğretmektedir. Eğer onları kopyalarsak biz de ayrı sonuçları üretebiliriz.
İstediğiniz şeye karar verin, harekete geçin, yapabileceğinize ve olabileceğine inanın, bir hedef bulun, ve onu yapana kadar, gerçekleştirene kadar çalışmaya devam edin. Göreceksiniz, olacak. Sizi sizden başka kimse engelleyemez. Eğer bir kimse sizin istediğiniz işleri yapabilmişse siz de yapabilirsiniz.
İnsanlar İhtiyaç Duydukları Kaynaklara Sahiptir
NLP, kaynaklan değişik açıdan ele alır. İç sesler, duygular, düşünceler, zihinsel ve fiziksel kaynaklardır. Paraya sahip olmak insana güç verir. Güç, insanın kendini zihninde olumlu ve yeterli algılamasından başka bir şey değildir. Dolayısıyla güç, her insanın içinde ses, görüntü ve duygu olarak daha önceden vardır. Fakat insanlar çoğu zaman iç görüntülerin esiri olur ve mükemmel biyolojik ve psikolojik yapısına rağmen kendini yanlış algılayarak zayıf bir davranış biçimi gösterir.
NLP bu duyguların farkına varıp olumlu kullanarak içinde bulunduğumuz durumun kısa ve çabuk yolla nasıl değiştirileceğini öğretir. Onun için de iç ses, görüntü ve duygular kullanılır.
Örneğin: Bir grubun önünde konuşma yapmak istiyorsanız, ama grubun önünde konuşmaktan endişe ve korku duyuyorsanız, bunun nedeni grup değil, sizsiniz. İçinizde kendi kendinizi temsil ve algınız, sizin performansınızı etkileyecektir. Eğer böyle bir durumdaysanız, gözlerinizi kapayın, ve kendinizi zihninizde, canlı, parlak, büyük, tutarlı ve güvenli bir şekilde görün. Sonra içinizdeki ses tonunu yükseltin ve kendinizi cesaretli, anlamlı ve becerikli olarak düşleyin. Kısaca iç görüntünüzü, iç sesinizi, iç duygularınızı olmak istediğiniz gibi yapın, sonra aynısını dış dünyada yapın. Hiç zorlanmadan, zaman limiti koymadan, irade gücünüzü kullanmadan değiştiğinizi göreceksiniz. Kendinizi zengin hissetmeniz için çok paranız olması zorunlu değil, zenginlik anlayışınızı değiştirin. Yine aynı şekilde hissedecek ve kendinizi ezik olarak görmeyeceksiniz.
İç görüntü, ses ve duyguları bilinçli olarak kullanmak ve bunların farkına varmak insana güç ve beceri kazandıracaktır. Herkes bunlara sahiptir. Önemli olan bunları etkin biçimde kullanmaktır.
İletişimin Anlamı Karşımızdakine Yaptığımız Etki ve Aldığımız Cevaptır
20 yüzyıl başlıbaşına bir iletişim çağı olarak anılacaktır. Bilginin aktarılması için icat edilen TV, video, bilgisayar, İnternet gibi teknolojilerin yanı sıra globalleşen ekonomide iletişimin yerini insanı anlamak, anlaşılmak, ve mesajı doğru iletmek almıştır.
Bunca teknolojik gelişmeye rağmen, iletişim seviyemiz acaba ne ne kadar?
Günümüzde insanların en büyük derdinin anlaşılmak, anlayamamak olduğunu söylemek mümkün. Çoğumuz "Ben öyle dememiştim, beni yanlış anladılar" ya da "Acaba beni doğru anlayabilecekler mi?" gibi kuşkularla iç içeyiz. NLP bu olaya daha değişik açıdan bakmaktadır. NLP, her insanın kendi iletişiminden kendini sorumlu tutar. Anlaşılmamak karşımızdakinin değil, bizim kendi sorunumuzdur.
Eğer kendimizi yalnızca kendi söyleyeceklerimize odaklıyor ve karşımızdakileri ihmal ediyorsak kendimiz söyler kendimiz dinleriz. Önemli olan bizim söyleyeceğimizin karşımızdakinde uyandıracağı etkidir. Söylediklerimize doğru cevap almak istiyorsak ne söyleyeceğimizi, nasıl söyleyeceğimizi ve karşımızdakinin algısını, seviyesini bilmek zorundayız.
İnsanlar Her Zaman Kendileri İçin Doğru Kararı Verirler
NLP'nin diğer ön kabullerinden birisi, insanların doğru da olsa yanlış da olsa her zaman kendileri için doğru şeyi yaptıklarını, aksi takdirde onları yapmayacaklarını söylemektedir.
İnsanların ortaya koydukları o anki bütün davranışları kendileri için anlamlıdır. Aksi takdirde yapmazlar. Daha sonra pişman bile olsalar, o an kendileri için en uygun seçenekleri o anki koşullara göre ortaya koymuşlardır.
Bu nedenle insanları yargılamadan önce onları içinde bulundukları koşullara göre değerlendirmek gerekmektedir. Koşullar değişirse çoğu zaman davranışlar da değişmektedir. Göz ardı edilmemesi gereken diğer bir nokta da, koşullar sabit kalsa bile bireyleri bunlara karşı bazen değişik davranışlar ortaya koymasıdır. Dolayısıyla insanı anlamak, davranışlarını ve yapacaklarını kestirmek zordur.
Eğer Yaptığın İşe Yaramıyorsa Başka Bir şey Yap
NLP hiçbir zaman araçları amaç haline getirmeyi vurgulamaz. Sonuca gitmek için ilkeler doğrultusunda işe yarayan herhangi bir durumun, düşüncenin, davranışın uygulanmasını önerir.
NLP, mükemmelik yolunda çözümler üreten teknolojiler ve teknikleri kapsamaktadır. NLP'de amaç doğru araçtır. Araçlar doğru ustanın elinde harikalar yaratır. Acemiler ise usta aletlerle bile pek çözüm üretemez. Dolayısıyla ustalığı, araçları olumlu kullanabilme, esneklik ve yaratıcılık yeteneği olarak tanımlayabiliriz. Ustalık, sınırsız insan potansiyelinin birbirinden farklı çözümler üretebilme boyutudur.
NLP'nin ön kabulleri ve prensipleri, mükemmelliğin, ustalığın miras yoluyla insanlara geçmediğini, motive olmanın, kendine güvenmenin, yaratıcılığın, ustalıkla karar vermenin, sonuçlara ulaşabilmenin, güçlü ve başarılı olmanın öğrenilebileceğini anlatmaktadır. Konuşmayı, yürümeyi, araba sürmeyi ve diğer şeyleri öğrendiğimiz gibi bunları da öğrenmek mümkündür.
Sezgilerinize Duyarlı Olun
Çoğunlukla içimizdeki bazı duygular kavga halindedir, ve genellikle bu duyguların ne olduklarını, bizi niçin rahatsız ettiklerini kesin olarak bilmeyiz.
Bazı insanlar bu iç sinyalleri duymamak ya da onlardan
kaçmak isterken kötü alışkanlıkların tuzağına bile düşmektedir.
Bilinçaltımızdan gelen bu sinyal, aslında içimizde yolunda gitmeyen, değişmek isteyen şeylerin varlığının farkına varmamız için bize bunu sembollerle anlatmaya çalışan iç uyarılardan başka bir şey değildir.
Örneğin başınız mı ağrıyor? Durduk yerde içiniz daralıyor ve bundan kaçmak mı istiyorsunuz? Herkes eğlenip gülerken, siz somurtuyor, kurban rolü oynuyor ve kimsenin sizi anlamadığını mı düşünüyorsunuz?
NLP bilinçaltından gelen bu duyguların ve sembollerin önemli olduğunu ve içimizde dönüp duran bu hislerin farkına varılması gereken bir tür iç iletişim olduğunu söylemektedir.
Bu durumlarda eski alışkanlıkların cazibesine kapılıp eski davranışlarınızı tekrar edip yine aynı sonuçlan üretebilirsiniz ve o kısır döngüye yeniden dönebilirsiniz. Seçtiğiniz yol size yardım ediyor ve size çözümler üretiyorsa aynı şeyleri yapmaya devam edebilirsiniz.
Şimdi şöyle düşünün: "Bu sembol ya da içimdeki ses bana ne demeye çalışıyor? Acaba neler iyi gitmiyor? Ertelediğim ve ihmal ettiğim, sürekli bastırdığım şeyler mi var? Bu duyguların olumlu yanı nedir?" Bu sorulan kendinize sorarsanız, içinizde çözüm bekleyen sorunlara duyarlı olur ve size olumsuz gelen iç çatışmalarınıza çözümler üretebilirsiniz. Ve içinizdeki uyumu gerçekleştirebilirsiniz.
Ağrının anlamı nedir? Ağrı organizmanın sınırını gösterir. Eğer ağrıyı dinlemez üzerine giderseniz, organizmaya daha çok zarar verebilirsiniz. Peki ya hastalık nedir? Hastalık organizmanın bir mikrop karşısında zayıf düşmesi demektir. Organizma hastalıklara yakalanarak kendini iyileştirmek için onu bir güven konumu olarak kullanacaktır. Dolayısıyla insan acı çekerken ya da hastayken normalin ötesinde davranışlara sergileyerek vücudunu dinlendirir, beslenmesine, uykusuna dikkat eder, ve tekrar normale dönmek için bu sinyalleri olumlu bir durum olarak kullanır.
Yaklaşma ve kaçınma NLP ' de motivasyon sistemlerini oluşturmada kullanılmaktadır. Birçok insan zihninde yapacaklarına ve isteklerine odaklanırken birçok insan da olmak istemedikleri durumları düşünüp, başına gelmesini istemedikleri davranışları temel alarak ters bir motivasyonla kendilerini motive etmeye ve kendi değer hiyerarşilerini oluşturmaya başlarlar. Çalışmamız bittikten sonra büyük kulüplerin birinde alt yapı antrenörü olan eski bir futbolcu yanıma gelerek "Hocam, bugüne kadar içimdeki tartışmaların nedenini anlayamıyor, aileme ve etrafıma pek de iyi davranamıyordum. Belki bir şeyler beni alıkoyuyordu," dedi ve ekledi: "Şimdi anlıyorum ki bu çatışmalar, beni yıllardır rahatsız eden düşüncelerden kaynaklanıyormuş. Her şey zihnimde netleşti. Size teşekkür ederim. 40 küsur yıldır taşıdığım bir yük üstümden kalktı." Bu değerli spor adamıyla dostluğumuz hâlâ sürüyor. Onu, işini son derece neşeli, mutlu ve iyimser bir edayla yaparken görüyor, ben de mutlu oluyorum.
Ağrılarınıza, bazı hastalıklarınıza ve iç çatışmalarınıza dikkat edin... Hatta yaşadığınız acı ve olumsuz deneylere de aynı tavrı geliştirin. Öyle ya da böyle mutlaka onların iyi yanını görün, onlar size bir şeyler söylemeye çalışmaktadır. Başkalarına olduğu kadar kendinize de duyarlı olun. Bedeniniz ve içinizdeki değerlerle hayatı beraber yaşayacaksınız, kendi kendinizle zihinsel ve fiziksel uyuma ihtiyacınız var. Kendinize ve içinizde olup bitenlere, bir annenin çocuğuna gösterdiği kadar duyarlı olmanız gerekir.
İçimizdeki Biz
Hepimizin hayatında bazı anlar vardır ki, kendimize son derece inançlı ve kararlı bir şekilde, her şeyi göze alarak bütün benliğimizle bir şey yaptığımız olmuştur. O an sanki gözümüz kararmıştır. Son derece kararlı, ve güvenli şekilde davranırız. Sık sık olmasa da o an içimizden bir şey bizim haklı olduğumuzu, tuttuğumuz yolun doğru olduğunu ve haklı olduğumuzu söylemektedir.
Bu anın çoğunlukla farkında değilizdir. Eğer, çevremizde biri varsa çoğu zaman bizi böyle kararlı ve inatçı görmediğini bile söyleyebilir. Bu anı bir düşünün, neden ve niçin öyle davrandınız. Sizi öyle bir davranış içine sokan uyarılar nelerdir? Neler oldu da, kafanızda neler yaptınız-da kendinizi o durumda buldunuz? Belki bu davranışınızın bilinçli bir yanıtını bulamayacaksınız bu davranışınızın. Hatta kendinizden öyle bir davranış bile beklemeyebilirsiniz.
Seçeneklerin az, zamanın kısıtlı olduğu, hatta sorunun ne olduğunu tam anlamıyla kestiremediğiniz ve buna rağmen seçim yapmak zorunda kaldığınız güç durumlarla karşılaşabilirsiniz. Böyle durumlarda içinizdeki bu erdem ve mentör size doğru yolu gösterecektir.
Dolayısıyla bilinç dışınızda oluşan bu durumun farkına varıp çağrıştırıcılar kullanarak bu iç güç istenildiği ölçüde tekrar kullanılabilir.
İçimizdeki Erdeme Ulaşmanın İlk Basamakları
Kendinizi son derece inançlı, tamamen kararlı ve yüzde yüz haklı olduğunuz duruma geri götürün.
Şimdi zihninizin derinliklerinde oluşan o iç görüntü, ses ve duygular nelerdir?
Şimdi bu temsil sistemlerinin detaylarına dikkat edin. Hangisi ya da hangileri daha baskın.
İçinizdeki bu sinyallere dikkat edin. Sizinle nasıl iletişime giriyorlar. Size neyi, nasıl söylemeye çalışıyorlar.
Şimdiye dönün. O geçmiş anı düşündüğünüzde hala aynı duyguları yaşıyor musunuz? Şu an bile olsa aynı şeyi yaparım diyebiliyor musunuz?
Eğer hala aynı duyguları yaşıyorsanız doğru yoldasınız.
Şimdi dikkatinizi başka bir şeye verin. Sonra tekrar aynı duygulan bilinçli olarak yaratmaya çalışın.
Eğer bu duygulan yeniden yaşamakta zorlanıyorsanız doğrusunuz. O duygular ancak olaylardan ve kendinizden emin olduğunuzda kendiliğinden oluşacaklardır.
İçinizdeki, bu erdeme kulak verin ve duyarlı olun. Birçok durumda size hayatı anlamada faydalı olacaklar ve sizi büyük yanlışlar yapmaktan alıkoyacaktır.
Yapılması gereken tek şey iç duygularımıza daha dikkat etmek ve ciddiye almaktır. Onlar bize doğruyu gösteren içimizdeki görünmeyen rehberlerdir.
İçimizdeki Olumsuz Sinyaller
Varsayalım alışveriş yapıyorsunuz. Satıcı almaya niyetlendiğiniz malı o kadar iyi ve süslü anlatıyor ki, o kadar gösterişli ve cazip olmasına rağmen gönülsüzce alıyorsunuz.
O şeyin işinize yarayacağını biliyorsunuz fakat içinizden bir ses aksini söylüyor.
Birisiyle bir iş yapacaksınız. Hem yapmak istiyorsunuz fakat aynı zamanda içinizdeki o ses yine "O işi yapma, sorun çıkaracak," diyor.
Bir evlilik yapacaksınız. Müstakbel eşiniz çok güzel/yakışıklı ve size gelecek vaad ediyor. Fakat yine içinizdeki o ses duygu size, hayır mesajı veriyor. İkilemde kalıyorsunuz.
Aslında birileri gelip size bu işten vazgeçmenizi söylese, hatta gerekli uyarılarda bulunsa onu dinleyip hemen cayıvereceksiniz yapacaklarınızdan. İçinizdeki sesi onaylayan birilerinin varlığıyla rahatlayıp "Ben de zaten öyle düşünüyordum," fikrinin rahatlığına kapıverirsiniz.
Bu sese kulak verin. İçinizdeki bu erdem size yanıldığınızı, yanlış yolda olduğunuzu, duygularınızı ve iç sezilerinize dikkat etmeniz gerektiğini söylemektedir.
Eski gazete haberlerinin birinde Sezen Aksu'nun içindeki sesi dinleyerek uçağa binmediğini, bazı olaylarda iç sezgilerine göre davranarak böylece birçok konuda yarulmadığını okumuştum. Yine gazetelerde okuduğumuz benzeri haberlerde bir çok insanın içlerindeki sesi dinleyerek birçok kazadan kurtulduğunu sık sık okuruz.
Önemli durumlarda insanların birbirlerine söyledikleri "kalbini dinle" tavsiyesinin altında bu duygular yatmaktadır. Birçok durumda işadamları ya da sporcuların, iç sezgilerine güvenerek son derece isabetli işler yaptıklarına şahit olmaktayız.
İçimizdeki bu erdemin farkına varmak, onu ustaca kullanmak, hata yapmamızı önleyecek ve isabetli kararlar almamızı sağlayacaktır.
Bir zamanlar Çin 'de yoksul yaşlı bir köylü varmış. Bu köylü yük taşımada kullandığı bir atı ve bir oğluyla yaşarmış. Bir gün köylünün atı kaçıp gitmiş. Köylünün komşuları üzüntüleri bildirmek için köylünün evine gelmişler. Köylüler:
'Ne kadar üzücü bir şey. Şimdi ne yapacaksın? Senin için çok üzülüyoruz' demişler.
Yaşlı köylü: 'Şimdilik' demiş.
Birkaç gün sonra atı on tane yaban atıyla geri dönmüş. Komşular yaşlı köylüyü ziyaret ederek:
'Çok sevinçli olmalısın, rahatladın bak işlerin yoluna girecek' demişler.
'Şimdilik' demiş yine yaşlı köylü.
Birkaç gün sonra yaşlı köylünün oğlu yabani atları eğitirken, attan düşüp bacağım kırmış. Köylüler yaşlı köylüye gelip:
'Ne kadar kötü talih. Şimdi oğlunun yardımı olmadan ne yapacaksın. Çok üzülüyor olmalısın' demişler. 'Şimdilik' demiş yine köylü.
Bir hafta içinde ülkede savaş başlamış. Kralın askerleri köydeki yaşlı köylünün oğlu hariç bütün gençleri askere almışlar. Köylüler yine aynı heyecanla yaşlı köylünün evine gelip: 'Ne kadar şanslısın. Oğlun seninle kaldı' demişler. Yaşlı köylü komşularına gülümseyerek: 'Şimdilik,' cevabını vermiş.
Kaynak: Hany AdlerNLP, 1990, U.K.
DERLEYEN... (EDİTÖR)
İletişim:bilgi@sayginnlp.com