Anasayfa Hakkımızda İletişim  
     
 


SAYGIN NLP&INLPTA

SAYGINNLP DİPLOMA

SAYGINNLP PRACTİTİONER
NLP İLE anlayarak hızlı okuma

Hızlı okuma Eğitmeni yetiştirme
Beyin Gücünü Geliştirme, Hafıza Eğitimi

Hafıza Eğitimi ile İngilizce
Hipnoz Practitioner

Hipnoz Master Practitioner
YAŞAM KOÇLUĞU

Aile koçluğu
Öğrenci koçluğu

Futbol mentörlüğü
Kişisel koçluk

Hafıza Eğitimi ile İngilizce
Hipnoz Practitioner


Uzman eğitimcileriyle SAYGIN NLP&INLPTA DANIŞMANLIK INTERNATIONAL’da

 
   
  NLP İle Coşkulu Yaşam            Cemal Kondu  
   
  NLP İle Hızlı Okuma Cemal Kondu

  Saygın Kitaplık İçin Tıklayınız. .Tıklayınız.Diğer Kitaplar İçin Tıklayınız. .

  ::Katılımcı Düşünceleri.
  Merve Yaşar-ÖĞRENCİ
  »Çiçeklerden Bahçeye.  Devamı...
  ::Makaleler.
  »Hayallerinizin Peşinde Olmak...
  »Hayatınızı Değiştirebilirsiniz...
    Diğer Makaleler İçin Tıklayınız.
   
Basında Biz Cemal Kondu Haberler İçin Tıklayınız

Kıbrıs Şehitleri Caddesi No:53 Daire:6 Alsancak / İZMİR   Telefon 0232 422 59 54

NLP
Hızlı Okuma
Hafıza Güçlendirme
Koçluk
Hipnoz
·NLP Nedir?
·NLP Ne İşe Yarar?
·Nerelerde Kullanılır?
·NLP'nin Tarihçesi.
·
NLP'nin Varsayımları
·Hızlı Okuma Nedir?
·Nasıl Geliştirilir ?
·Potansiyelimiz?
·Faydaları.
·
Anlayarak Hızlı Oku!
 ·Beyin Gücünü Geliştirme, Hafıza ..Eğitimi
·Alternatif Düşünme Teknikleriyle İngilizce
·Yaşam Koçluğu
·Aile Koçluğu
·Eğitim Mentörlüğü.
·Futbol Mentörlüğü.
·
Kişisel Koçluk.
·Hipnoz Practitioner
·Hipnoz Master Practitioner
  :: Makaleler
 
   
HAYALLERİNİN PEŞİNDE OLMAK
HAYATINIZI DEĞİŞTİREBİLİRSİNİZ! BUNU YAPMAK İÇİN BÜTÜN KAYNAKLARA SAHİPSİNİZ
HAYALLERİNİZ
HAYATA SIFIRIN ALTINDAN
AMERİKADAKİ KİŞİSEL GELİŞİM
KAZANMAK İÇİN DOĞDUNUZ
KİM BU
NLP VE BAŞARISIZLIK
POTANSİYELİMİZ
VAZGEÇMEMEK
   
         

HAYATA SIFIRIN ALTINDAN

          Bir duvarcı ustasının 23 çocuğundan birisiydi. 5 Haziran 1932’de beyin felçli doğdu. Ondan önce dokuz, ondan sonra da on iki kardeşlerdi. Yirmi iki kardeşinden on yedisi yaşadı, dördü de bebekken öldü. Sadece ailesine on üç tane çocuk kaldı. Beyin felci kurbanı olduğu için konuşmasını ve hareketlerini kontrol edemiyordu, sol ayağı hariç; fakat bu aciz, dili dışarı sarkan bebekten ne olabilirdi ki? Mantıklı düşünüldüğünde bir dekor diyebilirsiniz.
      Bebekte bir acayiplik olduğunu ilk annesi fark etti. O zaman dört aylıktı. Bebeği beslemeye çalıştığı zaman kafasının arkaya düştüğünü gördü. Boynunun arkasına elini koyup, kafasını sabit tutarak bunu düzeltmeye çalıştı. Fakat elini çektiği anda tekrar arkaya düşüyordu. Bu ilk uyarı işaretiydi. Bebek büyüdükçe diğer eksikliklerin de farkına vardı. Ellerinin neredeyse sürekli olarak sımsıkı kapalı olduğunu ve arkaya doğru büküldüğünü gördü. Çenesi o küçük yaşta bile sımsıkı kapalı olduğundan ve biberonun ağzını kavrayamadığından, ağzını açmak onun için imkânsız oluyordu veya aniden yumuşayıp gevşeyerek bütün ağzı bir tarafa kayıyordu. Altı aylıkken etrafında bir yastık dağı olmadan oturamıyordu ve on iki aylıkken de bu böyle olmuştu. Bundan çok endişelenen annesi korkularını babasına açtı ve daha fazla gecikmeden tıbbi yardıma başvurmaya karar verdiler. Bebeği hastanelere ve kliniklere taşımaya başladıklarında bir yaşını geçmişti. Onda bir gariplik olduğundan emin oldular, anlayamadıkları çok gerçek ve rahatsız eden bir gariplik… Bebeği gören ve muayene eden doktorlar, onu çok ilginç ve ümitsiz bir vaka olarak değerlendirdiler. Çoğu nazik bir biçimde anneye çocuğunun beyinsel olarak özürlü olduğunu ve öyle kalacağını söylediler. Beş sağlıklı çocuk büyüten genç bir anne için bu çok ağır bir darbeydi. Doktorlar kendilerinden o kadar emindiler ki, annenin inancı onlara küstahlık gibi geliyordu. Bebek için hiçbir şey yapılamayacağını söylediler. Tedavi edilemez ve umutsuz olduğu gerçeğini anne kabul etmemişti. Doktorların söylediği gibi bir embesil olduğuna inanmamıştı. Vücudunun özürlü olmasına rağmen zekâsının normal olduğuna dair inancını destekleyecek en ufak bir kanıt da yokmuş. Bundan sonra onu bir insan olduğunu unutarak besleyip, yıkayıp bir kenara kaldırılacak bir şey olarak algılanması gerektiği vurgulanınca, anne olayların kontrolünü ele aldı. Bebek ailenin bir parçasıydı. Her ne kadar aptal ve aciz olarak büyüse de, ona diğerlerine davrandığı gibi davranmaya, misafir geldiğinde arka odada kalan ve adı geçmeyen “acayip bir şey” olarak değerlendirmemeye karar verdi. Geleceğiyle ilgili olarak önemli bir karardı bu. Annenin her zaman yanında olarak, yapacağı bütün savaşlarda ona destek olacağı ve yenildiğinde ona güç vereceği anlamına geliyordu. Vee... “Sol ayağın keşfedilişi”
        Bir köşede kardeşleri, önlerinde yırtık pırtık okul kitaplarıyla oturuyorlardı. Parlak sarı bir tebeşirle bir tahtaya yazıyorlardı. Onu öylesine çeken şey bir tebeşirdi... Kardeşinin yaptığı şeyi yapmak için aniden çok büyük bir istek duydu. Derken ne yaptığını düşünmeden veya tam olarak bilmeden-uzandı ve tebeşiri kız kardeşinin elinden sol ayağıyla aldı... Bunu yaparken neden sol ayağını kullandığını bilmiyordu... Kardeşinin elinden sol ayağı ile kabaca alışı tahtaya vahşiler gibi karalayışıyla evdeki herkesin bakışları onun üzerinde yoğunlaştı.
        Annenin odaya girmesi ile bakışları takibi sonunda, köşede onu gördü. Her zaman yaptığı gibi önüne gelerek eğildi. Sana bununla ne yapılacağını göstereceğim Chris, dedi. Kardeşinden yeni bir tebeşir aldı ve yere “A” harfi çizdi ve Chris bunu kopya et dedi. Yapamadı. Etrafında ona dönük, donmuş, gergin, sabırsız mucize bekleyen yüzler vardı. Bir deneme daha yine yine yine yapamadı. Vazgeçmek istedi. “Siz olsanız ne yapardınız?” Anne elini çocuğunun omzuna koydu, yine denedi ve sonunda biraz şekilsizdi; ama yapmıştı bu “A” harfiydi. Kafasını çevirdi. Annenin yanaklarından süzülen yaşlar… Başarmıştı…
        Zihninde kendisini ifade etme şansını verecek olay başlamıştı. Doğru, dudaklarıyla konuşamıyordu; fakat yazarak iletişim kuruyordu. Ayakkabı veya başka bir şey yoktu ayağında. Ne zaman ayağına bir şeyler giydirilse, aynı hızla çıkarıyordu. Annesi, çorap veya ayakkabı giydirdiğinde, normal bir insanın elleri arkasında bağlandığında hissettiği şeyleri hissediyordu.
         Anne, onun diğerleri gibi okula göndermesinin imkânsız olduğunu biliyor, ona nasıl yardımcı olacağı konusunda endişeleniyordu; çünkü zihinsel durumunun normal olduğundan emin olmasına rağmen, cahil olarak büyüyerek, fiziksel dezavantajına bir de zihinsel dezavantajın ekleneceğinden korkuyordu... Büyüdüğünde ona getireceği şeyleri düşünüyordu sadece. Okula gidemediği için de eksikliklerinin sonuçlarını azaltmak için elinden geleni yapıyordu...
         Bütün çabaları sonucu önemli bir aşama kaydetmişti, annesi ona döndü ve elini başına koyarak gülümsedi. Yazmayı öğrendiği kelime şuydu: A-N-N-E.
Hayat, acı vermeye başlamıştı. Şimdi tam on yaşında, yürüyemeyen, konuşamayan, kendi başına yemek yiyemeyen veya giyinemeyen bir çocuktu. Acizdi; ama ne kadar aciz olduğunu şimdi anlamaya başlamıştı. Kendisi hakkında hala hiçbir şey bilmiyordu. Diğerlerinden “farklı” olduğu dışında hiçbir şey onu farklı yapan şeyin ne olduğunu ve nedenini anlayamıyordu. Bildiğim tek şey; konuşamadığı, futbol oynayamadığı, ağaca çıkamadığı veya başkalarının yaptığı gibi kendi başına yapamadığı idi. Sadece hissediyordu.
         Kendi ellerine baktı. Bükülmüş, yamuk parmaklı, eğri, garip ellerdi; hiçbir zaman sabit durmayan, sürekli kıpırdayıp titreyen, insan elinden çok kıvrılmış iki yılana benzer eller. O ellerin görüntüsünden, aynada gördüğü o sallanan kafadan ve bir kenarı sarkmış ağızdan nefret etmeye, böylece aynadan da nefret etmeye ve korkmaya başladı. Ona çok şey söylüyordu. Kendini diğer insanların gördüğü gibi görmesini sağlıyordu… Yabancı biri yanından geçtiğinde yüzünü saklıyor; fakat önce yüzüne, sonra ellerine bakıp beraber yürüdükleri kişiye dönüp kafalarını sallayarak, gözden kaybolana kadar dönüp bakmaları gözünden kaçmıyordu. Sokaktaki insanların bakışları onu delip geçiyordu...
         Annesinin inancı, onun kendisine de inanması sağladı. Sonuçta okumayı, yazmayı, resim yapmayı ve nihayet sol ayağının parmağı ile daktilo yazmayı öğrendi.

         Sonuçta İrlanda edebiyatının devleri arasında yer alacak bir yazar… O isim Christy Brown… GÜNLERİN İÇİNDEN isimli otobiyografik romanı, romanları, PARLAK MESLEK, YAZ ÜZERİNDE GÖLGE ve VAHŞİ ZAMBAKLAR olup, şiirlerini de TOPLU ŞİİRLER’ de derledi.
Umudun tükendiğini zannettiğinizde CHRİSTY BROWN’ un hayatını hatırlayabilir ve hayatınızda yepyeni bir ışık ortaya çıkarabiliriz. Nöro Linguistik Programlama’nın önemli varsayımlarından birisi “insanlar istedikleri değişiklikleri gerçekleştirmek için gereken bütün kaynaklara sahiptir.” Yapılması gereken, bu kaynakların yerini bulmak veya bunlara erişmek ve doğru zaman da ortaya çıkmalarını sağlamaktır. Yapmaları gereken tek şey bu kaynaklara erişmek ve bunları şimdiki zaman çerçevesine aktarmaktır. CHRİSTY BROWN’ un normal şartlarda normal bir insandan çok sınırlı gibi görünen kaynakları olmasına rağmen kendisinde istediği değişiklikleri gerçekleştirmeyi başarmıştır.

Christy Brown, 1981’de öldü.

 
   
 
 

WEB TASARIM İZMİR

             www.sayginnlp.com ©2006 Tüm Hakları Saklıdır
 
eXTReMe Tracker