• slideshow1
  • slideshow1
  • slideshow1
  • slideshow1
  • slideshow1
  • slideshow1
  • slideshow1
  • slideshow1

Kısa Hikaye Özetleri

Kısa Hikaye Özetleri
Hikaye
Share on Tumblr

VAR OLMAK
Var olmak, düşünmek ve hareket etmek demektir. Vakıa hayvanlar da hareket ediyorlar. Lakin onların hareketleri şuurlu değildir; alelade yer değiştirmeden, kımıldanmadan ibarettir. Yalnız insana mahsus olan hareket (action) ise, kendi kendisini ve başka varlıkları değiştirmek demektir. Bununla insanın hareketleri hür oluş vasfını kazanıyor. Ancak hareketlerimin hür o1uşu, kendisinden evvel var olan ve kendisine hakim bulunan hürriyet diye bir prensibin var1ığını gerektirmez mi? Halbuki hareketten önce hürriyeti var kılacak başka bir hadise mevcut değildir. Hürriyetim, hareketimin varlığı sayesinde vardır ve hareketle birlikte kendini gösterir. Hareketin tahlili ise insanı daha büyük bir muamma ile karşılaştırmaktadır. Varlık, sanki hareketle beraber var olmuştur ve ebediyen ondan ayrılmamaya mahkumdur. Hareket denizinin kıyılarında durup onun ufuklarına dalmışken filozof Moris Blondel'in bu temasadaki vecdini dinliyelim: "Hareket ediyorum, lakin hareket nedir bilmiyorum. Yaşamak istiyor değilim. Kim olduğumu, hatta var olduğumu hakkiyle bilmiyorum. Bende dalgalanan bu varlık tezahürü, bu bir gölgenin Silik ve yakalanmaz hareketleri, işitiyorum ki bunlar kendilerinde ebediyen ağır bir mesuliyet taşıyorlar; deniliyor ve hatta kan pahasına bile yokluğu ele geçiremem; çünkü o artık benim için yok olmuştur. Demek ki hayata mahkum oldum, ölüme mahkum oldum, ebediliğe mahkum oldum! Nasıl ve ne hakla? Bunu önceden ne bilmiş, ne de iştemiştim."
Hareketi, insanın kainata hür bir iltifatı gibi telakki etmek yanlıştır. Hayatımızın en öemli hadisesi olan hareket, aynı zamanda en zaruri hâdisedir. Yine Blondel'i dinleyelim: "Hiç olmazsa durnak çaresini bulacak mıyım? Hayır, yürümek 1azım. Hiçbir şeyden vazgeçmemek için kararımı sonraya bırakabilecek miyim? Yok, herşeyi kaybetmek pahasına da olsa yine her şeyi omuzlarına yüklenmek lazımdır; kendi kendini mahkum etmek 1azımdır Beklemeğe hakkım yok, yahut da artık seçim ve tercih yapmaya kudretim yok. Eğer bizzat kendi hareketimle kımıldanmazsam, bende veya dışarıda bana muhtaç olmadan hareket edecek şeyler var; ve bensiz hareket eden her halde benim aleyhime hareket edecek. Sulh bozgunluktur; hareketin mühleti ancak ölümdür."
Var olmak, insanın samimi olarak sahip olduğu isteklerin bütününü içerisine almaktadır. Belki onların tam bir toplamıdır."Eğer ben var olmak istediğim değilsem, istediğim, sözle deği1, arzu ve tasavvurlarla da değil, fakat bütün kalbimle, bütün kuvvetlerimle, hareketlerimle istediğim değilsem, ben var değilim.Var olmak istemek ve sevmektir"Hareket, varlığı yalnız bir tarafindan çekip götüren veya varlığımızda yalnız bir noktayı kazıyan kuvvet değildir. Kendi kendisine kapanan, kendi inhisarcılığına yine kendini mahkum eden hareket, ölmeğe mahkum olur. Ancak bir yönden, kendi varlığını lezzetle dolduran tek kımıldatıcının istikametinden harekete geçmek, varlığı doyurucu olmuyor. Bir menfaatin tatmini, bütün varlığı darlığa düşürücüdür. Yalnız bir ihtirasın tahriki insan ruhunun bütün diğer bölgelerinde felç yaratıyor. İskender ölürken, büyük istilâlarının bulutu altında bunalmıştı. Sezar, saadet terennümü ile ölmedi. Napolyon, Yena'da değil, filozof Volney'i tokatladığı sırada yenilmişti.
"Bizden kol, kalp ve kafa isteniyor." Bunları kendi isteğimizle vermezsek, bizim dışımızda bize rağmen hareket edenler bizden bunları zorla alacaklardır.Kendi dileğini âlemin dileği yapmaya çalışmak, âlemin sonsuzluğa uzanan hareketlerine engel koymaktır, kâinatın hürriyetine set çekmeyi istemektir. Aksine olarak âlemin dileğini kendi dileği yapmak istemek,âlemin kalbini kendi varlığına sığdırmaya çalışmak: İşte gerçek ve hür hareket yolunda ilerleyiş bununla oluyor.
"Ağlayabilenler ne bahtiyardır! Onlar asla bedbin değildirler. Felaket her zaman zannedildiği gibi fena değildir... Çünkü ona ümitler ve vehimler kalıyor. Zengin olanlar sizsiniz, ey zavallı açlar ve arzusu olanlar!Çünkü dünya saadetlerinin hiçliğini hissedemiyerek arzularınız müthiş bir hırsla ona bağlanıyor Halbuki tokluktan ve doluluktan, hayatın imtihanını sonuna erdirmiş olanlar onu bilirler, zevksizlikten ve yokluktan başka bir şey çıkmıyor. Servet, hırslar, muvaffakiyetler, bu da ne? Bir çanak çirkef için iki it hırlaşıyor; kazanan bir şey bulmıyacak. Bu mahrum, ümitsiz kalanlar, yalnız ihtiyarlıyanlar, sade duyularının hizasından aşağı inemiyerek hazlarının büyüsü içinde yaşayıp ölenler deği1, bunlar en iyiler en çok duyanlar en çok bilenler muzaffer hareket adamları veya ateşli beyinler, incelmiş sanatkar ruhlardır. Bunlar, içinde doğru bir tek çiziginin bulunmadığı, hatta aydınlığın bile kırıldığı bir düyada yaşamaktan ıztırap çektiler."
Hayatın boşluğu ve hiç1iği hakkındaki bu denemenin evrensel o1uşu, büyük ve ergin ruhlarda da tesirini yapmakta olması, hepimizin sade kendimiz için istediklerimizin varlığı yüzündendir. Hatta bazan alemin külli varlığına bağlanmıyan, kaynağı onda aramıyan cüz'i ve ferdi isteklerimiz, alemşümul ve gerçek varlığı unutturarak tatmini aramaktadır. Böyle olunca, varlığımız alemden kopuyor; yalnızlığından korkan, yine de gafletle yalnızlığını arayan egoizmin kucağına sığınıyor Cinsiyete bağlanan aşkın ve onda aranan içi boş, meyus tesellinin şifa vermeyişi gibi, insanın yine insan oğluna karşı yasadığı zaferlerin karanlık, ürkütücü ve bedbaht neşesi kainatın bütününden varlığı koparmış olmalarından ileri gelmektedir. Herkesin ve kalabalığın alkışlarından aşk ile müstağni kalanlar, kainattan ancak kendi anlayışiyle alkış seslerini alıyor ve gerçek saadeti yaşıyabiliyorlar. Mevlana'nın mesut olduğuna herkes inanır. Ama onun saadeti nerede, ne zaman ve hangi zaferle başlamış, ne zaman bitmiştir? Bunu kimse bilemez. Zira onun saadeti sonsuz1uğun çerçevesine kazınmıştı; başlangıcı da, sonu da yoktu.çünkü o, sonsuzlukla beraber mesuttu.Sonu olan saadet gerçek saadet olurmu? O olsa olsa yakın bir bedbahtlığın başlangıcı olabilir.Hareketin tarifinde son söz olarak şu prensipi kabul ediyoruz: Tam ve gerçek hareket, her defasında, en iptidai bir karar ve feragatte bile, bütün aleme yaylış, oradan da sonsuzluğa geçiş, sonra sonsuzluktan aldığı kuvvet ve bütün alemden aldığı ibretle, aynı zamanda zeka ile iradenin bütün kuvvetlerini kullanarak, tekrar kendi ferdi alemimize dönüş ve bu noktadan alemle temastir.Böyle olmıyan hareketler kısırdır, ölü doğmuş hareketlerdir, gerçekten hareket olamamış verimsiz denemelerdir.
***
Düşünceye gelince, o da bir harekettir. Hareketlerimizin içselleşmesi ve iç yaşayışımızın sonsuzluğuna sığınması halidir. Filhakika düşünce, gerçek ve olgunlanmış bir harekettir; bütün hareketlerimizin başlangıcı ve sonudur. Hareket, her zaman onunla başlamasa bile onunla nihayetlenir. Bir hareket ağacında binlerce düşünce çiçekleniyor. Hareketin bu çiçeklerini toplamak hususunda kendimizi, hareket karşısında olduğumuzdan daha hür hissederiz. Hakikatte hareketlerimizi saran zaruretler, düşüncelerimizi de çevrelemiştir. Daima hakikati, hareketlerimizin yaptıgı seçimin açısında ararız. Yani kendi hakikatimizi müthiş bir egoizm ile kendimiz tayin eder; sonra elimizi aleme acarak doğru düşündüğümüzü ispat edici delilleri alemden dileniriz ve böylelikle davranmada oluşumuzun asla farkında olmıyarak fikirler; haklar, hakikatler savunuruz.Varliğımızı esir ederek arkasından sürükliyen zavallı ihtiraslanmızı göremeyiz de fezada muhteşem bir uçuş veya şahane bir yarış yaptığızı iddia ederiz. Alemin bütünüüne bağlanmayarak bu tarzda düşünür, varlığınn ifadesi olan düşünüş değildir. Gerçek düşünüş, varlığımızın her adımda karşılaştığı muammaları kainatın bütününe sorarak, oradan da sonsuzluğa duyurarak onlardan cevabını almaktır. Bu manada gerçek düşünüş, varlıktan ayrılmıyor. Zira varlık, düşünce olmasa var olmıyacaktı. 0 bir tasavvurdur, yani düşüncedir ve var olmak düşünmek demektir.
"Herkes düşünüyor" diyorlar. Acaba öyIe mi? Hareket hakkındaki görüşümüzü düşünceye de tatbik edeceğiz. Kainatin bütününe bağlanmıyan, sonsuzluktan cevap getirmiyen düşünceler, gerçek düşünce değildir. Olsa olsa muvaffak olamamış, gayesine ulaşamamış düşünme denemeleridir. Düşüncenin en umumi şekli. yakınlaşma suretiyle yapılanıdır. Bu düşünce, tabiatla yanyanadır. Kendisiyle tabiat arasında bir nevi komşuluk kurucudur. Alemin ve alemde hakikatler arayan şuurun çalışması böyle oluyor. Paskal'ın dediği gibi, "Eğer insan bütün tabiat olmasaydı, herşeyle ilgilenmeye kabiliyetli olamazdı."Düşüncenin ikinci basamağında, eşyaya yönelme yoluyla verdiğimiz hükümler geliyor. Eşyaya yönelişlerimiz, bizi dar benliğimizden çıkarıp başkalarına teslim edicidir; bizi genişletici ve hayırkar yapıcıdır. Bu sebepten bu tarzda düşünme, insan denen ve fert olduğu halde bütünle birleşen bu tezatlı varlığı ahlaklı yapmaktadır. Birincisinde yalnız eşya arasında münasebetler kurduğumuz halde düşüncenin bu ikinci işleyişinde münasebetler kurmaktan daha öteye gidiyoruz. Alemle, yalnız verici olan bir alışverişe girişiyoruz. İnsan öyle bir ağaçtır ki meyve vermezse kuruyor
Üçüncü basamak, aşk ve ihtiras yoluyla düşüncenin basamağıdır. Madame de Sevigne', bir mektubunda kızına, "göğsünüzde ıztırap çekiyorum" diye yazıyordu ihtirasın bütün zeka bütün anlayış olması kabildir. Ancak bunun için insan kendi etrafında derin yaşayışlar keşfetmelidir. İnsan ilmini kendinde derinleştirmesi, şahsiyetini darlıktan kurtarıp genişletmesi gerekildir. İnsan ruhu aleme doğru yayılırken aynı zamanda kendi içinde derinleşmelidir. Dimağın ve kalbin darlıklarından sıyrılmalı, işin içinde yaşattığı vehimlerden kurtulmalıdır. Başka varlıklarin kendinde metafizik tecrübesine yer bırakmak için, bizzat kendi kendisinden boşalmalıdır. Şüphesiz ki bu hal azaplıdır, Öldücüdür, lakin hakikatlara kendinde hayat vericidir. Varlığı ölümden kurtarıcı, sonsuz ve ebedi yapıcıdır. Nihayet düşüncenin son basamağında hareketle düşünmeyi buluyoruz. Bu, fert olan varlığımızın bütün duygularının üstünde duran bir dileğin hakimiyetidir.
Hareketle alemin bütününe bağlanan varlık, böylece düşünce yönünden yine aleme bağlanmış oluyor. Düşünce ile hareket burada birleşiyorlar. Bu mıntıkaya kadar getiren yolu aşan insan burada sonsuzluğun iradesine yaklaşmış demektir. Bu düşünüş, alemşümul iradenin hududuna kadar gelen ve kendini ona bağlayan insani ferdi hırslarından, zümre menfaatlerinden, kinlerinden ve hasetlerden temizliyor. Alemi bir varlık gibi birleştiriyor. Son ağırlık olan kendi varlığını da sahibi olan bütüne, bütün hareketler içinde, teslim ediyor. Alemşümul merhametin kendi içindeki bir sonsuzlukta yaşaması sonunda, kendini alemden ve alemi kendinden ayıramıyor. Bu düşünüşün büyük sırrına erenlerden Saint Pierre, ilk Hıristiyanları zalim Neron'a bırakarak Roma'dan kaçarken, Mesih'in kendini karşılayan hayali karşısında yere kapandı ve mazlum cemaatle birlikte ölmenin sevinçli iradesine sığındı, tekrar Roma'ya döndü ve düşmanlarına teslim oldu. Var olmak gerçek manasıyla var olmak, hareketleriyle düşüncesini sonsuzluğa istinat ettirmek demektir ve böylelikle kendi varlığını sonsuzlukta aramak demektir.İnsanların, ruh ve irade bakımından parça parça bölünüp ayrılmaları, insanlığın bunca sefaletlerini yaratıyor. Hele bir milletin fertleri arasında zümreleşmeler her gün yeni felaketler doğurucudur. Varlıklar arasındakı ayrılıklar zahiridir; varlık birdir. İnsanlar arasındaki başkalıklar, aynada görülen hayal gibi aldatıcıdır; insan birdir. Bir milletin fertleri, aynı vücudun organları olduklarını, aynı iradenin emrinde bulunduklarını unuttukları zaman millet yıkılır. Birlikten ayrılan, birliği bozan hasta bir ruhtur, hasta bir varlıktır. Sihhatli yaşayışta Kinler yok, düşman davalar yoktur. Kin ve garaz, varlığın kendi kendine inanmadığı yerde doğan bir afettir.Mutlaak sahibini mahvedecektir .İnandığımız varlık, Bir, alemşümul ve sonsuz Varlık, aşkın var kıldığı essiz eserdir. Biz ise O'nun en mükemmel parçasıyız. Artık felsefemizin formülünü ortaya koyabiliriz:
Hareket ediyorum, düşünüyorum, Birliği seviyorum, 0 halde varım.

HIRSIZIN HİÇ Mİ SUÇU YOK MU?

Hoca'nın eşeğini hırsızlar çalmış. Hoca üzgünmüş ve herkese dert yanıyormuş. Herkes de Hoca'yı suçluyormuş.

-  "Hoca, hiç eşek başı boş bırakılır mı? Koskoca eşek çalınırken duymadın mı? Bütün suç sende."

Hoca eşeğini kaybettiğine mi yansın, bu sözlere mi? sonunda dayanamamış ve şöyle demiş:

-  "Bakıyorum da bütün suç bende. Biraz merhamet edin yahu, eşeği çalan hırsızın hiç mi suçu yok?"

KÜRSÜDEN İNMEK

Mahalle mescidinde halka vaaz vermek için Hoca kürsüye çıkmış. Ama aklına anlatacak bir şey gelmiyormuş. Bir süre suskun orada durmuş. Cemaat dikkatle ona bakıyormuş. Sonunda:

-  "Ey, ahali, siz benim konuşmaktan aciz olmadığımı bilirsiniz, ama bugün aklıma anlatacak bir şey gelmiyor" demiş.

Hocanın oğlu o sırada kürsüye yakın bir yerde oturuyor muş. Hemen ayağa kalkmış ve:

-  "Baba, aklına anlatacak hiçbir şey gelmiyorsa, kürsüden inmekte mi gelmiyor?" demiş.

HOCANIN TAHMİNİ
Avucunda bir yumurta gizleyen biri Hoca'nın yanına gelmiş. Kapalı avucunu göstererek:

- "Hocam, avucumdakinin ne olduğunu tahmin edersen, aynısından bir tane de sana veririm," demiş.

Hoca:

-  "Birkaç ipucu ver," demiş. Adam:

-  "Dışı beyaz, içi sarı," demiş. Hoca:

"Tamam, buldum," demiş.

-  "Şalgamı soyup içini oydun ve içine havuç koydun değil mi?"

Adam kahkaha atarken avucundaki yumurta düşüp kırılmış.

HUYSUZ EŞEK

Hoca eşeğini satmak için pazara götürmüş. Etrafına toplananlardan biri eşeğin kuyruğuna bakmak istemiş, çifteyi yemiş.

Öbürü dişlerine bakmak isterken ısırılmış. Eşeğin yanına kimse sokulamıyormuş.

Alıcılardan biri:

-  "Hoca, bu eşek huysuz, para etmez" demiş. Hoca:

-  "Para etmeyeceğini ben de biliyorum, ama ne çektiğimi göresiniz diye pazara getirdim."

SAAT KAÇ?

Köylünün biri Hoca'ya sormuş:

-  "Saat kaç?"

-  "Bir tane saatim var?"

-  "Hayır, saat kaça geldi demek istedim."

-   "Anahtarıyla, kösteğiyle, tamiriyle doksan akçeyi buldu."

-  "Yok canım, anlatamadım, akşama ne var?"

-  "Akşama, taze soğan, beyaz peynir, karpuz var." Evde değil Hoca, ne zamandayız?"

-  "Yazın sonundayız."

- "Allah Allah... Zaman ne zaman diyorum be adam?"

-  "Bunu bilmeyecek ne var, ahir zamandayız."

Bu makale şu konularla ilgili olabilir : - - - - - -
Kısa Hikaye Özetleri başlıklı  tarafından yazılan yazı 1418 kişi tarafından okundu ve 0 kişi tarafından yorumlandı

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Bir Yorum Yazın

  
 
3+2 İşleminin Sonucu