• slideshow1
  • slideshow1
  • slideshow1
  • slideshow1
  • slideshow1
  • slideshow1
  • slideshow1
  • slideshow1

ÇOCUK HİKAYELERİ

ÇOCUK HİKAYELERİ
Kişisel Gelişim
Share on Tumblr

ÇİKOLATA ve YILAN - Bir adam sandalla gölde balık avlarken karşısına ağzında kurbağa olan bir su yılanı çıkar. Adam kurbağayı yılandan kurtarır ve geride kalan su yılanına elindeki çikolatayı verir. Böylece hem yılan hem kurbağa hem de adam mutlu olur.


Aradan bir zaman geçer ve sandalın altından sesler gelir. Adam bir bakar ki yine aynı su yılanı, ama bu sefer ağzında iki tane kurbağa ile karşısında durmaktadır.
 
Ödül almak bir çocuğun veya bir çalışanın motivasyonunu artırıcı olabileceği gibi gereksiz yere ve yapılması normal davranışlar için verilen ödüller de bazan motivasyonu düşürebilir.
 
Sık sık ve yapılması normal ve sıradan davranışları karşılığında ödül almaya alışan kişiler, yaptıkları her şeyin karşılığında bir ödül bekler hale gelirler.

 

Yapmamız gereken, ödülleri yerinde, zamanında ve dozunda vererek kişinin motivasyonunu artırmaktır.
 
Başarıya götüren ödüller değil ödüllerin nerede, ne zaman ve ne
yapınca verildiğidir.



Çocuk Hikayeleri  - Korkak Çocuk


Bir varmış bir yokmuş çok korkan bir çocuk varmış . Korkusunu asla yenemezmiş . Birgün annesi ışığı kapatıp çocuğu içeri kilitlemiş.Çocuk korkudan çok ağlamı.Annesi ertesi sabah gelmiş bakmış ki çocuk uyuyor. Şaşırmış ve çocuk uyanmış.Çocuğa sormuş dün akşam korkmadın mı? demiş.Çocukta biraz korktum ama BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM dedim ve DUA okudum ve korkmadım demiş.Artık uyurkan ve heryerde dua ediyormuş.


Çocuk Hikayeleri  - Ben ve Sınıfım


Benim adım Sudenaz Diyarbakırda Selahaddini Eyübi okuluna gidiyorum. Seyid bakır diye öğretmenim var sporcu temiz öğretmen ama bazı arkadaşlarım ödevlerini yapmayan kişiler varöğretmenimiz dediki akılı olanları kampa götürecek. En iyi arkadaşım Eda ve onu çok seviyorum. Küse 1saniye içinde barışıyoruz bence en akıllar bana göre ben Eda Ceren Helen Merve arkadşlarım okursa sizi çok seviyorum.


Çocuk Hikayeleri  - Keloğlan Ve Nasrettin Hoca

Keloğlan kasabaya tavuk satmaya gitmiş. Pazara gelince elindeki iki tavuğa müşteri aramaya başlamış. Adamın biri tavuklara bir altın vermiş. Keloğlan bunu kabul etmemiş. ille de iki tavuğa iki altın isterim demiş. Keloğlan`ın tavukları bir altına vermediğini gören adam:

`Bak Keloğlan, bende bir define haritası var. Yalnızım, yaşlandım artık. Bu sebepten defineyi aramaya çıkamadım. Eskiden Zenginoğlu`nun konağında çalışırdım. Bu haritayı bana Zenginoğlu vermişti. iki tavuk benim olsun, harita senin olsun, defineyi ara bul, ömrünce mutlu ol` demiş. Keloğlan adama inanmış, değiş tokuş yapılmış. Keloğlan akşamüstü yorgun argın köyüne dönmüş. Anası:

`A benim kel oğlum, kabak oğlum. Hiç bu kağıt parçasına iki tavuk verilir mi? Sen tavukları satıp gaz, tuz alacaktın. Kandırmışlar seni. Şimdi karanlıkta otur, yemekleri tuzsuz ye de aklın başına gelsin` diyerek bağırıp çağırmış. Keloğlan oralı olmamış, aklı fikri definedeymiş. Sabahı zor etmiş, erkenden kalkmış. Anasına:

`Ana ben defineyi aramaya gidiyorum. Kışlık yiyecek hazırlamıştım. Varsın gaz olmasın, akşamları erken yatarsın. Varsın tuz olmasın, komşudan istersin. Defineyi bulursam, seni sultanlar gibi yaşatacağım` demiş. Anasının elini öpmüş. Keloğlan`ın kararlı olduğunu gören anası çaresiz fikir değiştirmiş. ` Güle güle git, Keloğlan. inşallah defineyi bulursun` diyerek Keloğlan`ı uğurlamış.

Keloğlan dağ-bayır aşmış, günlerce aramış, sonunda haritadaki kuyuyu bulmuş. Define bu kuyunun içindeymiş. Kuyuya attığı taş tak diye ses çıkarmış. Keloğlan kuyuda su olmadığını anlamış. Fakat geçen yıl köydeki kör kuyuya inen ve bir daha çıkamayan üç kişi aklına gelmiş. `Yanımda köyden getirdiğim ip var. Kuyunun kenarına bağlayıp insem ya ben de onlar gibi kuyudaki zehirli dumandan boğulur kalırsam halim nice olur, diye düşünceye dalmış. Evvela bana mert, sözünün eri, kuyudaki tehlikeyi ortadan kaldırabilecek bir yardımcı lazım. Böylesi de nerelerde bulunur, diye düşünürken aklına Nasreddin Hoca gelmiş. Tamam . demiş Hoca bu işin çaresini bulur.`

Az gitmiş uz gitmiş, sonunda Akşehir`e varmış. Sormuş, Nasreddin Hoca`nın evini göstermişler. Kapıyı çalmış. Nasreddin Hoca kapıyı açmış. ` Buyurun evladım` demiş,

`Ben Nasreddin Hoca`yım. Bir şey mi arzu etmiştiniz?`

`Hocam bizim köyde bana Keloğlan derler. Sizin önemli bir meselenin çözümüne yardımınızı rica edecektim. Beni dinlemek zahmetine katlanırsanız çok sevinirim.`

Hoca Keloğlan`ı evine buyur etmiş. Keloğlan define haritasına nasıl sahip olduğunu, anasına veda edip köyden ayrıldığını, haritadaki kuyuyu bulduğunu, kuyuya neden inemediğini anlatmış. `Eğer defineyi bulursak yarı yarıya paylaşırız, Hocam. Ne dersiniz? ` diyerek sözü bağlamış.

Nasreddin Hoca:

`Uzun süredir kullanılmayan veya etrafındaki toprak tabakasından içine zehirli hava sızan kuyularda, yeterli hava akımı olmadığı için, bu zehirli hava birikir. Eğer böyle . kuyulara inilirse insanı zehirler, öldürür. Söylediğine göre kuyunun derinliği dokuz on metre varmış. Kuyunun çevresini kazıp genişletmek çok yorucu ve zahmetli, ikimiz başaramayız. Yardımcı bulmaya kalksak kulaktan kulağa yayılır, halk kuyunun başına dolar. Başka bir yol bulmalıyız Keloğlan. Sen bizde birkaç gün misafir kal, düşünüp hal çaresini bulurum. `

Nasreddin Hoca sonraki iki gün planlar yapmış, taslaklar çizmiş. Planları demirciye götürmüş. Bu aletlerin olanını vermesini, olmayanı çizime uygun olarak yapmasını tembihlemiş. Haftasına aletler hazır olmuş. iki eşeğin çektiği bir araba almış. Arabaya aletleri, yiyecek, içecek gibi ihtiyaçları koymuş. Karısıyla vedalaşıp eşeğine binmiş. Nasreddin Hoca eşeğiyle önde, Keloğlan arabayla arkada, yola koyulmuşlar. Günlerce süren zahmetli yolculuktan sonra definenin bulunduğu kuyuya varmışlar. Hoca kuyuyu incelemiş. Keloğlan ile birlikte demirciye yaptırmış oldukları büyük körüğü kuyunun yanına indirmişler. Yaklaşık on santim genişliğindeki borunun bir ucunu kuyunun dibine sallamışlar. Diğer ucunu körüğe takmışlar. Birlikte körüğe temiz hava basmaya başlamışlar. Yıllardır burada biriken durgun ve zehirli hava, temiz ve basınçlı havanın etkisiyle parçalanmaya, yavaşça yükselmeye, kuyudan çıkmaya başlamış. Körük her hava basışında kuyudaki zehirli hava oranı azalıyormuş. Bu işlem ertesi gün de devam etmiş. Üçüncü gün kuyunun temizlendiğine kanaat getirmişler. Yine de her şeyden emin olmak için Nasreddin Hoca arabada getirdiği bir kediyi çuvala koymuş. Çuvalı ipe bağlayıp kuyunun dibine sarkıtmış. Yarım saat sonra kediyi çıkardığında dipdiri olduğunu görmüş.

Keloğlan ipi beline bağlayıp kuyuya inmiş. Haritada belirtilen taşı çıkarmış. Taşın altındaki toprağı kazınca, sandığı bulmuş. Yanındaki diğer ipe sandığı bağlamış ve Hoca`ya kendisini çekmesi için seslenmiş. Keloğlan kuyudan çıkınca, Hoca ile sandığı yukarıya çekmişler. . Sandığın kilidini kırıp, kapağını açınca, bir de ne görsünler: Çil çil altınlarla dolu değil miymiş sandığın içi, Çok sevinmişler. Hemen altınları paylaşmışlar. Ertesi gün, Nasreddin Hoca eşeğiyle Akşehir`e, Keloğlan arabayla köyüne doğru yola koyulmuşlar.

Keloğlan köyünde dillere destan bir konak yaptırmış. Hizmetçiler, uşaklar tutmuş. Tarlalar, bağlar, bahçeler satın almış. Anasıyla birlikte sultanlar gibi yaşamaya başlamış. Keloğlan`n görülmemiş zenginliği padişahın kulağına gitmiş. Ava çıktığı bir gün Keloğlan`ın konağına uğramış. Keloğlan padişaha hürmet göstermiş, en iyi şekilde ağırlamış. Gördüğü yakın ilgiden çok memnun kalan padişah, Keloğlan`ı gelecek ay kutlanacak bayram için, sarayına davet etmiş.

Bayram günü Keloğlan arabalar ve uşaklarla . beraber saraya gitmiş. Eğlenceler sırasında padişahın dünya güzeli kızı Menekşe ile tanışmış ve aşık olmuş. Menekşe de Keloğlan`ı görür görmez sevmiş ve yanından ayrılmak istemiyormuş. Bayram eğlenceleri bittikten sonra Keloğlan konağına dönmüş. Anasına Menekşe Sultan`ı görür görmez aşık olduğunu, onsuz yapamayacağını söylemiş. Düşünmüşler, taşınmışlar, padişahtan Menekşe`yi istemeye karar vermişler. Daha sonra anasıyla gidip kızı istemişler. Padişah Menekşe`yi Keloğlan`a vermiş. Keloğlan konağına dönüp düğün hazırlıklarına başlamış. Bir taraftan da Nasreddin Hoca`ya haberciler gönderip, düğüne davet etmiş.

Nasreddin Hoca payına düşen altınlarla Akşehir`e döndükten sonra yoksulları, yetimleri, giydirip kuşatmış, parasının çoğunu hayır işlerinde kullanmış. Bir yandan da Keloğlan`ın köyünde konak yaptırdığını, uşaklar tutup, araziler satın alıp sultanlar gibi yaşamaya başladığını dost sohbetlerinde ve gelip giden yolculardan duyar, anlatılanlara sevinirmiş. Keloğlan`ın düğün haberini ve Menekşe Sultan ile evleneceğini duyunca keyfi pek yerine gelmiş. Hemen düğüne gitmek için hazırlıklara başlamış. Halılar, kürkler, ipek kumaşlar almış. Menekşe`ye küpe, kolye, gerdanlık gibi ziynet eşyaları almış. . Ayrıca dört atın çektiği iki araba satın almış, iki tane de uşak tutmuş. En değerli elbiselerini, en gösterişli kürkünü giymiş. Karısıyla birlikte düğünden birkaç gün önce yola çıkmış. Nasreddin Hoca maiyetiyle birlikte gayetle şatafatlı bir şekilde saraya varmış. Keloğlan Hoca`yı kapıda karşılamış. Elini öpmüş. Sarılmışlar, hasretle kucaklaşmışlar. Düğün gününe kadar Hoca başından geçmiş nice olaylara ince espriler katarak anlatmış. Davetlilerin hoşça vakit geçirmelerine yardımcı olmuş. Sazlı, sözlü eğlenceler arasında Keloğlan ile Menekşe Sultan evlenmişler. Mutluluklarına diyecek yokmuş. Daha uzun yıllar mutlu ve bahtiyar olarak yaşamışlar.

Çocuk Hikayeleri  -Minik Bir Kuş

Bir gün bir kuş sığınağına gitmiştim. Biraz uzakta bir bankta tuhaf hareketler yapan genç bir adam dikkatimi çekti. Biraz dikkatli bakınca :

Parmağında bir kuş tuttuğunu, ritmik hareketlerle elini aşağı yukarı oynattığını, kuşun da adamın hareketleriyle uyumlu olarak kanatlarını açıp kapadığını farkettim. Sonra adam kuşa bir işaret yaptı, kuş da pençeleriyle adamın parmağını kendine eksen yapıp bir tur takla attı.

Büyülenmiştim adamla kuş arasındaki iletişimden. Onlara biraz yaklaştım, biraz daha, sonunda genç adamın ismini rozetinden okuyabildim: Marty.

"Merhaba, Marty," dedim, " Ne akıllı bir kuş böyle. Cinsi nedir?"

"Adı Beyaz," d
edi Marty, " O bir Avustralya Tepeli Papağan."

Papağanın bembeyaz parlak tüyleri, başının üstünde de taç gibi süslü tüyleri vardı. Tek kusuru, göğüs kısmında hiç tüy olmamasıydı. Böylesine güzel, eğitimli ve akıllı bir kuşun göğsünde tüy olmaması dikkatimi çekmişti. Sormadan edemedim.

"Kene yüzünden mi döküldü tüyleri?"

"Hayır," dedi Marty, "
Göğsündeki tüyleri kendisi yoluyor. İki yıl önce sahipleri buralardan uzaklara bir yerlere taşınırken bırakmışlar onu sığınağa.

Beyaz'ın kalbi kırılmış. O gün bu gündür göğsündeki tüyleri yoluyor. Sanırım üzüntüsünü dile getirmek için yapıyor bunu."

"Hâlâ yasta demek..." dedim. Beyaz için gerçekten üzülmüştüm.

"Öyle olmalı. Baksanıza şuna. Onları çok özlüyor herhalde." Marty'nin yanında durmuş kuşu inceliyordum. Eşim David, kuşu almak üzere parmağını Marty'nin eline doğru uzattı, ama Beyaz geri çekildi. " Hadi gelsene..." dedi.

David, " Çok akıllı bir kuşa benziyorsun... Hadi gel..." Papağan kafasını çevirdi, geri çekildi, dönüp benden yana baktı ve koluma konmak istermişçesine kanatlarını çırptı. David şansını bir kez daha denedi, ancak kuş David'in teklifini reddedip bana yöneldi. Ben de parmağımı uzattım. Beyaz, Marty'nin parmağından benim parmağıma geçiriverdi.

Hemen başladı kolumdan omzuma tırmanmaya. Hedefine vardığında oturdu, başını boynuma sürtmeye başladı. Elimi uzatıp yavaşça okşadım.

Beyaz'ın bembeyaz, yumuşak tüylerini. Başını uzatıp yakama sürttü, sonra tatlı, tuhaf bir sesle " Benim adım Beyaz... Benim adım Beyaz..." deyiverdi.

Şaşkınlıktan donup kalmıştım. Marty yüzümdeki ifadeden şaşkınlığımı okumuş olmalı ki açıkladı. " Ne zaman sizin gibi biri gelip onunla ilgilense, yumuşak bir ses tonu ile onunla konuşsa kendini böyle tanıtır. Sanırım ona sahibini anımsattınız."

Beyaz'a baktı, hüzünlü bir ifadeyle ekledi, " Ne yazık ki bir zamanlar ona verilen sevgiyi, yuvasının sıcaklığını veren hiç çıkmadı."

Sevgi hepimiz için ne kadar da önemli. Avustralya Tepeli Papağanlar için bile. Özellikle de ismi ' Beyaz' olan için...

Çocuk Hikayeleri  - Elma Ağacının Dostluğu


Bir varmış bir yokmuş küçük ama küçük çok şirin bir kasaba varmış. Bu kasabada bir köylü kadın varmış. Bu köylü teyzenin adı Ayşe teyzeymiş kasabada herkez onu çok severmiş kasabanın ormanına hep güzel ağaçlar ekermiş ve birgün gidip bir elma ağacı dikmiş ve o elma ağacının yanında hiç bir ağaç yokmuş oradaki ağaçlarda onu sevmez onunla konuşmazmış Ayşe teyzeye kasabanın çocuklarından biri ona demişki kasabanın ormanına bir kiraz ağacı bike bilirmisiniz diye sormuş. Ayşe teyze şöyle demiş tabi olur yarın hemen dikerim demiş.Yarın olmuş Ayşe teyze kasabanına gidip diker ve elma ağacı onunla tanışır merhaba benim adım elma ağacı peki senin adın ne? -bende kiraz ağacı der -tanıştığıma memnun oldum diye söyler elma ağacı seninle arkadaş olalımmı diye sorar elma ağacı? kiraz ağacı tabikide neden olmın ki der elma ağacı sakın erik,kayısı,şeftali ağacı ile konuşma ve arkadaş olma der. Kiraz ağacı neden konuşmayayım ki der ? elma ağacı onlar sen le arkadaş olup sonra seni üzücekler der. -kiraz ağacı nerden biliyorsun ki beni üzüceklerini. -elma ağacı banada yaptılarder hep yeni ağaçlara bunu yaparlar der.ve elma ağacı ile kiraz ağacı arkadaş olurlar hiç bir zaman üzmezlerdi bir gün kasabanın ormanına zalim bir adam gelip gidermiş ama ağaçlara hiç bir zararı olmazmış.Ama birgün herkez yatarken o zalim adam gene ormana gelmiş ve kiraz ağacının dalından sert bir şekilde bir kiraz almış.Daha sonra cebinden bir çakmak çıkarıpn ormanı yakar ve bütün ağaçlar yanar sabahleyin Ayşe teyze ağaç dikmeye gidiyordu ve kasabanın ormanının yandığını görünce çok üzüldü ve gidip kasabadakilere haber vrmişti ama bu olaya en çok üzülen Ayşe teyze olmuştu kasabadakile aralarında kararlaştırıp Ayşe teyzeye küçük bir bahçe yapmışlardı Ayşe teyze ağaçlarına çok iyi bakıyor ve bakımlarını hiç aksatmamıştı

Çocuk Hikayeleri  - Çiftçi ve Naneleri


Bir gün çiftçi ektiği naneleri koparmış ve başka bir ryere ekmiş. Sonra, heergün sulamış sulamış .. ama naneler büyümemiş. Başka bir çiftçi nanelerin ekili olduğu yere gelmiş. Ve demişki

' O naneler öyle büyümeez. Onun ekili olduğu yerde durması gerek. Başka sökersen onlara zarar vermiş olursun. Al bu tohumları hem ek, hemde sula. Bak o zaman göreceksin nanelerinin güzelliğini.. '

Çiftçi söylenenleri can kulağıyla dinleyip söylediklerini yerine getirmiş. Kısa zamanda nanelerii büyümüş mis gibi kokuyorlarmış. İyice büyükdükten sonra çiftçi onları koparıp pazarda satmış. Bir sürü para kazanmış.

Çocuk Hikayeleri  - Kurbağa

İki kurbağa bir krema tenekesine düşmüş. Tenekenin kenarları parlak ve keskindi.

"Eyvah, ne yapacağız? Çevreden hiç yardım gelmiyor, burada ölmeye mahkumuz. Elveda dostum! Elveda kötü dünya!" dedi birinci kurbağa ve ağlaya ağlaya boğuldu.

Ama ikincisi daha güçlüydü. Kremalı yüzünü ve gözlerini sildi. "En azından bir süre yüzeceğim" dedi. Bir iki saat çırpındı ve yüzdü, bir kez bile yakınmak için durmadı. Ama çırpındı ve yüzdü ve yüzdü ve çırpındı, sonra oluşan margarinin üzerinden dışarı sıçradı.

Çocuk Hikayeleri  - Bobo İle Yogo

Bobo adında bir yavru ayı ile Yogo adında bir porsuk arkadaş olmuşlardı. Onlar bir ormanın kıyısında yaşıyorlardı. Her ikisi de birbirini çok seviyordu.

Bir gün birlikte dolaşırlarken bir top buldular.

Top; plastikten yapılmıştı. Görünüşü çok güzeldi. Dört renkliydi. Sari, kırmızı, mavi ve pembe.

Bobo ile Yogo birlikte oynamayı çok seviyorlardı. Oynadıkları yer çimenlerle, çiçeklerle süslüydü.

Orada yasayan böcekler ve kelebekler Bobo ile Yogo'ya bakıyordu. Biri atıyor, öbürü tutuyordu.

Top tüy kadar hafifti. Dokundukça zıp zıp zıplıyordu.

Bobo ile Yogo oynaya oynaya bir evin yakınına kadar geldiler. Bobo bir vuruş yaptı. Top fırladı, küçük bir gölete düştü. Orada bulunan kuşlar korkmuşlardı. Hemen havalandılar.

Yogo sudan çıkardığı topu, bir kütüğün içine götürdü. Oraya Bobo da girmek istedi. Fakat sadece başını sokabildi. Geriye çıkmak için ise çok uğraştı.

Bobo çok çabaladı, çok yoruldu. Yogo buna çok üzüldü. Çünkü onları orada yasayan kuşlar, kelebekler, sincaplar, böcekler de görmüştü.

Yogo topu Bobo'ya attı. Bobo topa vurayım derken sirt üstü yuvarlandı. Yogo da onun üzerine düstü. Bobo yattığı yerden kafası ile topa vurdu. Top bir kusun, bir kovanın, bir kelebeğin yanına fırladı.

Bu tarafta dik kulaklı yavru bir tavsan vardı.

Onun acıktığı belliydi. Durmadan karnini doyurmaya çalışıyordu. Yogo ile Bobo bu kez de oraya, yavru tavşanın yanına geldiler.

Bobo topa bir kez daha olanca hızıyla vurdu.Top havaya uçtu. Tavşanların yuvasından geçerek süzüle süzüle yüzen ördeklerin yakınına düştü. Ana tavsan ve yavru tavşanlar çok korktu.

Onları görünce Bobo ile Yogo da şaşırdı, neye uğradıklarını bilemediler. Yogo ile Bobo birbirlerine sarıldılar. Yavru tavşanlar da korkularından analarına sokuldular.

Topun suya kaçtığını görünce Bobo ile Yogo o tarafa doğru koştular. Tavşanlar da yuvalarının ağzına geldi. Top çok uzaklaşmış, suda yüzen ördeklerin yanına varmıştı.

Yogo ile Bobo suyun üzerinde ilerlediler. Kayığı aldıkları yere bıraktılar. Oradan ayrılarken balıklar, ördekler ve bir kurbağa da uzun süre peslerinde yüzerek onları izlediler.

Bobo ile Yogo evlerinden çok uzaklaşmışlar, çok yorulmuşlardı. Daha fazla oynamadılar. Bobo topu aldı. Yogo ile el ele tutuştular. Güle oynaya geriye döndüler.

Onların geldiğini gören bir fare çiçeklerin arasına saklandı.

Akşam yakındı. Hava yavaş yavaş kararıyordu.

Yogo ile Bobo evlerine döndüler.

Çocuk Hikayeleri  - Çocuğun Öyküsü

Evvel zaman içinde kalbur zaman içinde develer tellal pireler berber iken Esra adında yemek ayırt eden bir çocuk varmış. Sevdiği yemek oldu mu yer sevmediği oldu mu sofradan kalkarmış.

Yine bir akşam annesi balık kızartmış. Balığı sevmediği için başım ağrıyor deyip sofradan kalkmış. 10-15 dakika sonra uyumuş. Esra ve Balık serüvenlerine başlamışlar. İkisi kütüphaneye gitmişler. Balık içeri girmiş. Esra içeri adımını atamamış.

Balık:

- Gel, hadi çok güzel kitaplar var.

- Giremiyorum.

- Neden?

- Bilemiyorum.

Balık söze başlamış.

- Buraya sadece balık yiyenler girer,demiş.

Kız balığa sinirlenmiş. Ne olduysa o zaman başlar. Sanki bir sihirli değnek onu yeşilliklerin arasına götürmüş. Esra orada cildi güzel bir kız görmüş.

Esra: "Senin cildin neden bu kadar güzel?"

Kız: "Ben ıspanak çok severim"

Esra burun bükmüş. Yine aynı şey olmuş Esra eline aldığı anahtarı kapıya sokmuş. Kendini okulda sınavda bulmuş. Tahtayı zor gördüğü ve soruları yanlış yazdığı için sınavdan kötü not almış. Son ders zili çalmış. Esra ağlayarak evinin yolunu tutmuş. Yolda balıkla karşılaşmış

Balık:Niye ağlıyorsun Esra? diye sormuş.

Esra:Seni neden ilgilendiriyor ?

Balık: Esra kendi kendine bir düşün beni ilgilendirdiğini o zaman anlayacaksın.

Esra yürüye yürüye trafik ışıklarına gelmiş. Yeşil ışık yanınca karşıya geçmek istemiş. Kendini birden çok büyük kapının yanında bulmuş. Kapıyı açmak istemiş. Boyu süt içmediği için kısaymış.

Yanına bir peri gelmiş. "Senin bu kapıdan geçmen için yanına bir tabak sütlü kurabiye veriyorum." demiş. peri. Yanına bir tabak kurabiye gelmiş Kurabiyelerden birini yemiş. Boyu uzamış. Sonra diğer kurabiyeleri cebine koymuş.

Peri:"Koyu renkli kurabiyeler büyütür. Açık renkli kurabiyeler küçültür" deyip oradan kaybolmuş. Esra ayaklarının ucunda anahtar görmüş. Onu almış kapının deliğine sokmuş. Kapı açılmış. Kendini dev sebze ve meyvelerin arasında bulmuş. Sebze ve meyveler arasında yürümüş. Önüne küçük bir kapı açılmış. Büyük olduğu için kapıdan geçemezmiş. Yanında açık ve koyu renkli kurabiyeler olduğu için açık renkli kurabiyeleri yiyip küçülmüş. Kapının yanında balık varmış Balık üstünde dev bir levha varmış. Üstünde “Bu balığı yiyen kapıdan geçer" demiş.

Kız balığı yemiş. Gözlerine parlaklık gelmiş. İçeride peri görmüş. Peri Esra’yı balık yediği için ödüllendirmiş. Esra çok sevinmiş. Esra yiyeceklerle dost olmuş. Hayatının geri kalan kısmını mutlu geçirmiş. Esra ermiş muradına darısı dinleyenlerin başına...

Bu makale şu konularla ilgili olabilir : - - - -
ÇOCUK HİKAYELERİ başlıklı  tarafından yazılan yazı 1825 kişi tarafından okundu ve 1 kişi tarafından yorumlandı

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Bir Yorum Yazın

  • emre
    2013-11-18

    elmas elma; Evvel zaman içinde kalbur saman içinde develer tellal iken pireler berber iken Harun adında bir çocuk varmış arkadaşları da Ali Hüseyin ve Ahmetmiş bunlar dört iyi arkadaşmış bunlar yine bahçede oynarken bir ışınlanma kapısı açılıvermiş.İçine girmişler ve kendilerini kocaman bir mağaranın içinde bulmuşlar yürümüşler yürümüşler az gitmişler uz gitmişler bir tane parlak kocaman elmas elma bulmuşlar.Yanında da 32 başlı devasa bir yılan varmış.Bu canavar elmas elmanın koruyucusuymuş.Harun arkadaşlarına buradaki elma çok güzel belki bunu yersek çok güzel şeyler olabilir bunu yememiz lazım haydi bu çanavarı yenelim.Silahlanıp bu yaratığı öldürelim Harun sapan ali ok yapmış hepsinden 2 şer tane varmış ama bunlar işe yaramamış bunun zayıf bir noktası olmalı demişler ve bulmuşlar gözünden vurup öldürmüşler canavarı yenmişler elmayı yemişler hepsi süper kahraman olmuş Ali buz adam olmuş Hüseyin ateş adam olmuş Ahmet toprak adam olmuş Harun ise elektrik enrjisi emebiliyormuş eve dönmüşler mutulukla yaşamışlar.

  
 
3+2 İşleminin Sonucu