• slideshow1
  • slideshow1
  • slideshow1
  • slideshow1
  • slideshow1
  • slideshow1
  • slideshow1
  • slideshow1

Bedava Çocuk Hikayeleri

Hikaye

PÜSKÜLLÜ RIKE - Evvel zaman içinde bir kraliçe vardı. Günlerden bir gün bir oğlu dünyaya geldi. Bebek o kadar çirkindi ki, bunun bir insan olduğuna uzun zaman inanılmadı. Annesi şaşkınlık içinde kederinden ağladı. Doğumda bulunan bir peri kraliçeye: "Oğlunuz o kadar akıllı olacak ki, akıllılığı yanında çirkinliği önemsiz kalacak," dedi. Perinin bu sözleri kraliçenin kederini birazcık olsun azalttı, hafifletti. Doğrusunu söylemek gerekirse, prens çok geçmeden konuşmağa, hem de güzel şeyler söylemeğe başladı. Büyüleyici bir zekası vardı. Doğduğu zaman, başında pûsküj gibi bir tutam saç vardı. Bunun için adını PÜSKÜLLÜ RİKE koydular. Püsküllü Rike'nin doğumundan yedi, ya da sekiz yıl sonra, komşu kraliçelerden birinin iki kızı dünyaya geldi. İlk doğan kız, sanki dünya güzeli idi. Kraliçe buna o kadar sevindi ki, herkes o kadar sevinci iyiye yorumlamadı, bunun bir felâketle son bulacağından korktular. Püsküllü Rike'nin doğumunda bulunan peri de orada idi. Prensesin akılsız,

Kısa Hikaye Özetleri

Hikaye

PERİLER - Vaktiyle dul bir kadının iki kızı varmış. Büyük kızı her yönü ile annesine o kadar benzermiş ki, kim görse onu annesi sanırmış. Her ikisi de çok sevimsiz ve çok kibirliymiş. Nezaket ve doğruluk yönünden tamamen babasına benzeyen küçük kız, çok tatlı ve güzel bir kızmış. İnsanlar kendilerine benzeyenleri elbette severler. Ama bu kadın kendine benzeyen büyük kızını delicesine sevdiği gibi, küçük kızına karşı da korkunç bir hmç besliyormuş. Onu durmadan çalıştırıyor ve yemeğini de mutfakta veriyormuş. Bunlar azmış gibi, bu zavallı kız günde iki defa evlerinden iki bin metre uzaktaki pınardan su almaya gidiyor ve büyük bir testiyi doldurup eve dönüyormuş. Yine bir gün pınarın başındayken, fakir ve ihtiyar bir kadın ondan su istemiş. "Pek iyi, vereyim nineciğim", demiş kızcağız. Testisini oğarak iyice çalkalayıp pınarın en durgun yerinden doldurmuş ve ihtiyar kadına sunmuş. İhtiyar kadın zahmet çekmesin diye testinin altından da dikkatle tutuyormuş.

Okul Öncesi Çocuk Hikayeleri

Hikaye

PRENSES ROSETTE - Bundan çok çok önceki zamanlarda, bir kral ile kraliçenin üç kızı vardı. Adlan Orangine ile Rousette olan iki büyük kız ikiz idiler. En küçüklerinin adı Rosette idi. Anne ve babaları ikizleri çok seviyorlardı; bu ikiz prensesler güzel ve akıllı idiler, ama hiçte iyi kalpli değillerdi. Bu yönleri ile anne ve babalarına çok benziyorlardı. Ablalarından üç yaş küçük olan, küçük prenses Rosette, hem güzel hem de iyi kalpli idi. İsim annesi Puissante adlı bir peri idi. İsim anneleri böyle bir peri olmayan ikizler, küçük kardeşlerini kıskanıyorlardı. Rosette doğduktan birkaç gün sonra, anne ve babası onu köyde, çiftlikte oturan bir süt anne yanına gönderdiler. Rosette orada on beş yıl mutluca yaşadı. Kral ile Kraliçe bir defacık olsun onu görmeye gelmedi. Bir gün, Rosette babasından şu mektubu aldı: "Rosette, ablaların on sekiz yaşında, evlenme çağına geldiler. Evlenecekleri kimseleri seçsinler diye, bir tören düzenliyerek bütün ülkelerin prens ye prens

Çocuk Ömer Seyfettinin Hikayeleri

Hikaye

BEN, hep aci içinde yasayan bir adamim! Bu sikinti adeta kendimi bildigim anda basladi. Belki daha dörtyasinda yoktum. O gün bugündür, yaptigim degil, sadece düsündügüm kötülüklerin bile vicdanimdatutusturdugu sonsuz cehennem sikintilari içinde kivraniyorum. Beni üzen seylerin hiçbirini unutmadim. Anilarim sanki yalniz hüzün için yapilmis. Evet, acaba dört yasinda var miydim? Ondan önce hiçbir sey bilmiyorum. Bilinç, basimiza yakmayan bir yildirim gibi nasil düser? Tolstoy, daha dokuz aylik bir çocukken banyoya sokuldugunu hatirliyor. Ilk duygusu bir hoslanma! Benimki müthis bir sikintiyla basladi. Ben ilk kez kendimi Sirket vapurunda hatirliyorum. Hâlâ gözümün önünde: Sanki dünyaya o anda dogmusum, annemin kucagi... Annem, yanindaki çok sari saçli, genç bir hanimla gülüserek konusuyor, cigara içiyorlar. Annem cigarasini ince gümüs bir masaya takmis. Ben bunu istiyorum. - Al ama agzina sürme! diyor. Bana bu ince masayi veriyor, cigarasini denize at

Ömer Seyfettinin Hikayelerinin Kısa Özetleri

Hikaye

FERMAN - SANKI bir tufandi. Gök delinmis gibi araliksiz yagmur yagiyor ve bütün ordu Semlin'e dogru sel, çamur, sis ve bor a içinde ilerliyordu. Belgrad - Sabaç yolu çökmüstü. Karanlik ormanlara, sarp yokuslara,uçurumlu daglara aliskin olmayan yük develeri, yedekçileriyle birlikte kaybolmuslardi. Subaylar bagiriyor, boru sesleri isitiliyor, atlar kisniyordu. Hatta padisahin otagi bile ortada yoktu. Bu kisa yol, üç gündür bitip tükenmiyordu. Konak yerine, yalniz sadrâzamin çadiri kurulabilmisti. Padisah saltanat arabasinin penceresinden kendi otagini göremeyince, çevresindeki, islanmis, alli yesilli, sirmali giysileriyle gözleri kamastiran iri ve çevik koruyucularina: - Daha durmayacak miyiz? dedi. Hiç kimse karsilik vermedi. Herkes önüne bakiyor ve sakir yagmur yagiyordu. Yasli padisah hastaydi. Ama ayaklarindaki nikris sizilarini duymuyor, Kurban Bayrami namazinin Semlinde kilinmasini düsünüyordu. Artik eskisi gibi ata binemiyor, hatta vezir

Ömer Seyfettinin Kısa Hikayeleri

Hikaye

DIYET - DAR kapisindan baska aydinlik girecek hiçbir yeri olmayan dükkâninda tek basina, gece gündüz kivilcimlar saçarak çalisan Koca Ali, tipki kafese konmus terbiyeli bir arslani andiriyordu. Uzun boylu, iri pençeli, kalin pazili, genis omuzlu bir pehlivandi. On yildir bu karanlik in içinde ham demirden dövdügü kiliç ve namlulari tüm Anadolu'da, tüm Rumeli'de sinir boylarinda büyük bir ün kazanmisti. Hatta Istanbul'da bile yeniçeriler, satin alacaklari kamalarin, saldirmalarin, yataganlarin üstünde "Ali Usta'nin isi" damgasini ariyorlardi. O, çelige çifte su vermesini biliyordu. Uzun kiliçlar degil, yaptigi kisacik biçaklar bile iki kat olur, kirilmazdi, "Çifte su vermek" sanatinin, yalniz ona özgü bir sirri vardi. Yanina çirak almaz, kimseyle çok konusmaz, dükkânindan disari çikmaz, durmadan ugrasirdi. Bekârdi. Hisimi, akrabasi yoktu. Kentin yabancisiydi. Kiliçtan, demirden, çelikten, atesten baska söz bilmez, pazarliga girismez, müsterileri ne verirse alirdi. Yalniz savas zamanlari

Ömer Seyfettin Hikayeleri Özetleri

Hikaye

FORSA- AKDENIZ'in, kahramanlik yuvasi sonsuz ufuklarina bakan küçük tepe, minimini bir çiçek ormani gibiydi. Ince uzun dalli badem agaçlarinin alaca gölgeleri sahile inen keçiyoluna düsüyor, ilkbaharin tatli rüzgâriyla sarhos olan martilar, çilgin bagrislariyla havayi çinlatiyordu. Badem bahçesinin yani genis bir bagdi. Beyaz taslardan yapilmis kisa bir duvarin ötesindeki harabe vadiye kadar iniyordu. Bagin ortasindaki yikik kulübenin kapisiz girisinden bir ihtiyar çikti. Saçi sakali bembeyazdi. Kamburunu düzeltmek istiyormus gibi gerindi. Elleri, ayaklari titriyordu. Gök kadar bos, gök kadar sakin duran denize bakti, bakti. - Hayirdir insallah! dedi. Duvarin dibindeki tas yiginlarina çöktü. Basini ellerinin arasina aldi. Sirtinda yirtik bir çuval vardi. Çiplak ayaklari topraktan yogurulmus gibiydi. Zayif kollari kirli tunç rengindeydi. Yine basini kaldirdi. Gökle denizin birlestigi dumandan çizgiye dikkatle bakti, Ama görünürde bir sey yoktu. Bu, her g

 1 2