BANA KENDİMİ ÖNEMLİ HİSSETTİR
BANA KENDİMİ ÖNEMLİ HİSSETTİR
Oldukları gibi kabul edin.
Ey Tanrım, beni otuz gün bir adamın pabuçları cinde dolaştırmadan, onun hakkında hüküm ve meme izin verme.
Kızılderili Atasöz
Karşınızdaki kişiyi içtenlikle ve koşulsuz bir sekile kabul etmelisiniz. Hiçbir yargılama yapmadan, fikir yürüten den, suçlamadan ya da ayıplamadan. Düşünceleri, hayat bakış açıları, giyinme tarzları, konuşma şekilleri sizde farklıysa da, onları olduğu gibi kabul edin.
Biz genelde ne yaparız? Sadece bizim gibi olanları, bizim gibi düşünenleri, bizim normal diye tanımlamalarımıza uyan insanları kabul ederiz. Esas bizden farklı olan insanları oldukları gibi kabul etmeliyiz.
Kabulü göstermenin en basit ve net yolu sadece gülümsemektir. Gülümsemek için on iki kas, somurtmak içinse yüz üç kas çalıştırmak gerekiyor. Gülümseme, bir mimikte bin kelime barındırır Başka bir insana gülümsediğinizde, ona söylediğiniz şudur:Sen değerli ve önemli olarak görüyorum ve seni olduğu gibi kabul ediyorum.'
Takdir edin. İnânanların iyi yönlerini ortaya koyun. Biz genelde ne yaparız? Sadece olumsuz yönlere odaklanırız. Eşimizin, çocuklarımızın ve arkadaşlarımızın olumsuz yönlerini ya da hatalarını bulup dile getiririz. Başkaları da size öyle davranmıyorlar mı? Bir hata ya da başarısızlığınızda, herkes hatalarınıza işaret eder, konuştukça konuşur. Ama önemli bir başarı elde ettiğinizde, hiçbir şey yokmuş gibi davranırlar.
Burada pohpohlamaktan bahsetmiyoruz. Takdiriniz içten olsun, samimi olmadan asla takdir etmeyin. 'Sen iyi bir insansın.' demek bir şey ifade etmez. Bu tür övgüler içten yapılmış olarak görülmez ve ciddiye alınmaz. Ayrıntılı olun.
Başkaların yaptığı iyilikleri mutlaka içten bir şekilde takdir edin. Takdir ettiğiniz insanların gönlünde taht kurarsınız. Takdir ettiğinizi unutmazlar. Başarınızı içtenlikle isterler ve size her zaman yardımcı olmak isterler. Çünkü siz ona ve yaptıklarına değer verdiniz. Neden en yakınınızdaki insanı hemen takdir edip, bunun sihirli etkisini görmüyorsunuz?
İltifat Edin. İnsanlara kişisel özellikleri ya da sahip oldukları eşyalar için iltifat edebilirsiniz. 'Çok cömertsiniz.
Bugün gerçekten çok sıkı çalışıyorsun.', 'Çok enerjiksin. Bugün formundasın.' şeklinde olabilir.
Etrafımızda bulundurduğumuz eşyalarla duygusal bir bağ kurarız. Birisi arabamıza, kıyafetimize, evimize, işyerimize ya da buradaki eşyalarımıza iltifat ettiğinde, bu her zaman hoşumuza gider.
Her gün en az üç kişiye iltifatta bulunmaya karar verin. Kendinizi harika hissedeceksiniz, iltifat etmek, en az iltifat görmek kadar kendimizi iyi hissettirir. Unutmayın, her zaman edilebilecek yeterince iltifat vardır.
'önder hocam, benim hiç vaktim yok. O kadar meşgulüm ki!'
Birisini övmek ne kadar sürer? Karınıza 'Seni seviyorum.', 'Müthişsin!' demek ne kadar sürer? İşçinize, İyi bir iş çıkarıyorsun. İşinin kıymetini biliyorum.' demek ne kadar sürer?
Eleştirmeyin. İnsanları eleştirmeyin. Yıkıcı eleştiri kadar insanın kişiliğini bozan, özgüven ve moralini aşağıya çeken başka bir şey yoktur.
Hiçbirimiz yanlış olduğunu bile bile bir şey yapmaz. O anda sahip olduğumuz bilgiyle, sadece doğru olduğuna inandığımız şeyleri yaparız. Zihnimizde mantıklı bir teoreme yerleştirmeden, bir şeyin doğru olduğunu kanıtlamadan yapmayız. En ciddi suçları işlemiş olan insanlarla konuşulduğunda bile, örneğin, seri cinayet işleyenlerle, mutlaka kendilerine göre bir mantık yürütürler. Yaptıklarının o durumda kabul edilebilir ve doğru olduğunu anlatıp kendilerini savunurlar.
Bu yüzden eleştirmeyin. Öncelikle hiçbir işe yaramaz. Sadece karşınızdakini kızgın bir hale getirir ve kendini kötü hissettirir. Diyaloglarınızda eleştirilere son verin. Eleştirilerimizin çoğu gereksizdir ve kişiyi hedef alır.
Eleştirmeniz şart ise, uygun bir dille davranışı eleştirin, kişiyi değil.
Buna paralel olarak, kimseyle tartışmamaya özen gösterin. Birisiyle tartıştığımız zaman aslında şunu söylüyoruz; 'Senin düşüncelerin. Senin fikirlerin, senin değerlerin, hayatın boyunca öğrendiğin her şey anlamsız ve sen de yanlışsın.' insanlar yanlış olduklarının söylenmesinden nefret ederler. Kendimizi düşündüğümüzde, bırakın bir başkasının yanlışımızı ortaya çıkardığı zamanı, bazen kendi kendimize bile yanlış yaptığımızı kabullenmekte zorlanırız.
Bazen de, her zaman doğru olma konusundaki dayanılmaz arzumuzdan ödün verip, sosyal ilişkilerimizi güçlendirebiliriz.
İyi bir dinleyici olun.
Bilinçaltımız her saniye milyonlarca veri algılıyor. Bu verilerin hepsini aynı anda bilinçli olarak fark ediyor olsaydık, herhalde akıl hastası olurduk. Sadece bir kaçına birden dikkat edebiliriz. Bunlar da bizim için o anda önemli olanlardır. Buna bağlı olarak, birilerine dikkatimizi verdiğimizde, onlara bizim için önemli olduklarını hissettirmiş oluruz.
Hayatımızda en çok sevdiğimiz, güvendiğimiz, takdir edip saygı duyduğumuz insanlar, bir şey söylemek ya da kendimizi ifade etmek istediğimizde, bizi en dikkatli dinleyen insanlardır.
Dikkatimizi verip aktif bir şekilde dinlemek disiplin gerektirir. Zihnimiz dakikada 450 - 500 kelime anlayabilecek kapasitede çalışır ve her insan dakikada 100 - 150 kelime hızla konuşur. Yani, başkası konuşurken, zamanın üçte ikilik kısmında başka şeyleri düşünebilme kabiliyetine sahibiz ve eğer bilinçli olarak ne söylediklerine konsantre olmazsak, rahatlıkla kendimizi başka şeyleri düşünürken bulabiliriz.
Temel'in deniz yolculuğu yaptığı gemi batmış. Dünyanın en güzel mankenlerinden biri olan bir yolcuyla birlikte kurtularak bir adaya çıkmışlar. Baş başa kalıp uzun süre geçirince karı koca hayatı yaşamaya başlamışlar. Ancak Temel hiç mutlu görünmüyormuş. Bir gün güzel kadın dayanamamış ve sormuş:
'Seni hiç anlamıyorum.'demiş. 'Ben milyonlarca erkeğin arzuladığı, dünyanın en güzel kadınlarından biriyim. Senin için her şeyi yapıyorum. Ama seni mutlu edemiyorum. Ne yaparsam seni mutlu edebilirim?'
Temel, 'Kolay' demiş, 'Al şu yeleğimi giy, bir de şu otlardan yapacağım bıyığı takıver.' Güzel kadın yeleği giymiş; bıyığı takmış. Temel askerlik arkadaşı gibi kolunu güzel kadının omuzuna atmış ve şöyle demiş: 'Ula Tursun, bilir misin ben her cün kiminle birlikte olay rum!'
Biz de mutluluklarımızı paylaşacak birilerini aramaz mıyız?
Birisi yaptığı bir şeyi anlatırken, bazen söze karışıp o konuda kendi yaptıklarımızı anlatmaya başlarız. Sürekli kendinizden bahsetme isteğinizi dizginleyin. Bırakın başkaları sizi övsün. Öneminizi anlatmaya çalıştığınızda, diğer kişinin önemli olmadığını da aynı anda vurgulamış olursunuz.
Üç çocuk oturmuş, 'Benim babam seninkini döver.' muhabbeti yapıyordu.
'Benim babam' dedi biri ve devam etti: 'O kadar hızlıdır ki, bir ok attığında oktan önce hedefe varır.'
'Bu da bir şey mı", dedi diğeri, 'Benim babam tabancasıyla ateş eder, sonra da mermiden önce hedefe varır.'
'Bırakır? bunları yaa', dedi üçüncüsü, 'Benim babam memurdur, mesaâf 8:00 de biter ve o 16:45'te evde olur.'
İnsanların size dostça davranacağını varsayın. İlk
adımı atma konusunda riske girin, karşıdan beklemeyin. Sizden hoşlanmayabileceği düşüncesini kafanızdan silip atın. Başkaların hakkınızda ne düşündükleri konusunda kaygılanmayın. Sizi düşünmüyorlar, sizin onlar hakkında ne düşündüğünüzü merak ediyorlar. Hepimiz insanız hepimiz dostluk istiyoruz, fark edilmek istiyoruz. Riske girin, dostluk elini önce siz uzatın. Kaybettiğinizden çok kazanacaksınız.
DERLEYEN... (EDİTÖR)
İletişim:bilgi@sayginnlp.co